» kazdağları, kaz dağı, dağları, kazdagi, kaz dagi, daglari, altın arama, resimleri, konumu, fotoğrafları, çanakkale, bayramiç, seyahat, tur, ida mountain

Bin pınarlı ida

Kazdağları Homeros`un Bin Pınarlı İda`sı

İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde bulunurlar. Bu nedenle Antik Çağ` da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda yaşamışlardır. Anadolu` da tanrılarıyla ünlenen dağlardan biri de, Troas Olympos` tur.Yani bize daha aşina gelen adıyla ,İDA (KAZDAĞI) dır Efsaneye göre dağ, Çanakkale Boğazı`na adını veren Dardanos`un iki oğlundan biri olan Idaios`dan alır adını. İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları`yla başlar İda`nın hikayesi.
Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda`ya sürer.En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, İda`ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları`nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları`nın önemidir bunun altında yatan.Ayrıca dünyada ilk güzellik yarışması da İda’da yapılmış ve aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek ilk güzellik kraliçesi seçilmiştir burada.
Ancak toplumlarda efsaneler ,kültürel ve sosyal dinamizmlerin etkisiyle oluştukları için, Anadolu Türkleştikçe ve Müslümanlaştıkça , İda Kaz Dağı,Afrodit ‘de Sarıkız olmuş büyük olasılıkla.Yörede en çok inanılan bu efsaneye göre;

Bir zamanlar bu dağdaki köylerden birinde dünya güzeli bir kız yaşarmış babasıyla.. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış.
Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan`ın muhabbetinde, gözü gönlü O`nun aşkındaymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış.

Sarı Kız`ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız`ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz,
“Benim Hak`tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
Gün günden herkesin sabrı tükenmeye, canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük iftiralar köye yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş..
Bir gün köyünün ileri gelenleri Sarı Kız`ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!” diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık görmemiş ama karşı da koyamaz. Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Eğer dağda tek başına yaşarsa,bu onun iyi bir insan olduğunun kanıtı olacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, önünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da başka bir tepede can verir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır, Sarı kız efsanesinde.

Oysa bugün Kazdağlarında yaşanılanlar efsanelerde yaşananlar kadar,zararsız ve masum değil ne yazık ki.Bugün Kaz Dağlarının havasına,suyuna,çam ormanlarına, şeftalisine,elmasına,çileğine, kekik kokusuna sevdalı olanlar “Hayat ,altından daha değerlidir.” diye feryat ediyorlar.Doğa ve tarih hazinesi olan Kaz Dağlarında bugün 32 noktada siyanürle altın arama çalışmaları yapılıyor.
2004 yılında kısmen vetolu çıkartılan 5177 sayılı kanundan dayanak alarak altın arama ruhsatı alan şirketler bugün Kaz Dağları delik deşik ediliyorlar.
Dünyanın ilk üçüne giren oksijen zenginliğine sahip bu yöre, aynı zamanda Kazdağı ardıcıyla botanistlerin cenneti, ekoturizminin en gözde yeri,Orta Asya’dan gelmiş Türkmen ve Yörüklerin doğal etnoğrafik müzesi.
Böylesi bir güzelliği Kanadalı şirketlere peşkeş çeken zihniyetler ,yine 2004 yılında çıkarılan maden yasasıyla 100 bin kilometrekaresi Batı Anadoluda olmak üzere 155 bin metrekarelik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı vermişlerdir. Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir.
Altın arama ve çıkarma işlemi sürerken;
-Kullanılacak 400 bin ton siyanürün 100 bin tonu havaya karışacak
-Bitki örtüsü ve tarım en büyük darbeyi yiyecek
-Dere ve kaynakların aktığı deniz bu kirlilikten nasibini alacak
-Ayrıca bu madenler çalıştığı süre boyunca 1 trilyon ton kadar kayayı kazacak ve bütün Çanakkale ve ilçeleri kadar su tüketecek.
-Su kaynakları hızla kirlenecek.Sondaj çalışması sırasında içme suları bulanmaya başladı bile.

KazDağlarının ve yörenin altını, zeytindir.Zeytin yaprağından nefes almazsa çiçek açamaz.Havaya karışan siyanürü soluyan zeytin çiçek açmaz,mahsül veremez ve kurumaya mahkum edilirse, insana ne etki yapacağını düşünmek bile istemiyor insan.
Dünya litaretürüne geçecek bir çevre felaketini yaşamaya mahkum edilen Kaz Dağları için artık sadece duyarlı olmak yetmiyor.Bergama’da Ovacık Köyünde dazlaklaştırılmış ve oyulmaktan küçülmüş dağları her gördüğümde içim cızzz ederken , Homeros’un bin pınarlı İda’sına bu ihanet nasıl yapılır, anlamakta çok zorlanıyorum.
Bu dünya bizden öncekilerden aldığımız bir emanet ,Çocuklarımıza böylesi kirletilmiş bir dünya bırakmaya hakkımız var mı?
“ Hayat,altından daha değerli dir.”

Yorum Yapılmamış »

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları (İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası)

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları
Homeros İlyada’sında Kazdağları’ndan “İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası” diye bahsediyor. 250 adet olduğu tahmin edilen ayı, sayıları bilinmeyen porsuk, sincap, tilki, karaca ve yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Ama dağların yemyeşil yorganında sivrilen anıt ağaçlarla, mitolojik dağın yabani doğasını tüm hücrelerinizde hissediyorsunuz.

Balıkesir ili Kazdağları, doğası ve mitolojik efsaneleri ile ünlü. Dünyanın ilk güzellik yarışmasının mekanı, Truva savaşlarının yapıldığı yer. Truva’nın fethi sırasında tarihe tahta at hilesi olarak geçen Truva atı, yine bu dağın ağaçları kullanılarak yapılmış. Mitolojik adı “İda” olan Kazdağlarının ağaçları, İstanbul’un alınışı öncesinde Fatih Sultan Mehmet’in emriyle Adana çevresinden getirilen ve Toroslar’ın ağaçları üzerine çalışan yörüklerin burada yaptığı ve teknelerin Haliç’e indirilmesinde kullanılan tahta kızaklar için kullanılmış. Ezine, Bayramiç, Ayazma, Yeşilyurt, Adatepe köyleri, Mıhlıçay Başdeğirmen, Zeus Altarı, Dereçatı, Fidanlık mevkii, Sarıkız tepesi, Şahinderesi kanyonu, Tahtakuşlar Çamlıbel köyü, Manastır deresi, Sutüven şelalesi, Hasan Boğuldu mevkii, Kavurmacılar köyü, Güre ve kaplıcaları, Küçükkuyu, Altınoluk gibi çeşitli merkezleri, daha önceki yazılarda ilk kez fotoğraflayıp değinmiştim. Bu kez yine ilki sizinle paylaşıyor, şelale ve treking alanı olarak kullanılan Ayıdere’ye gidiyoruz.

Ayıdere turu
Tura katılanlar sabah 10:00′a doğru hareket noktası olan Altınoluk limanındaki Mare Monte Oteli bahçesinde toplanmaya başlıyorlar. Hepsinin gözlerinde bir kıvılcım, bir sevinç, serüven öncesi heyecan görülüyor. Lastik ayakkabılar, şortlar, sırt çantaları, şapkalar ve ille de fotoğraf makineleri alınmış. Soğuk kumanyalar ve içecekler tura katılanlar için hazırlanırken, diğer tarafta her zamanki kararlı, soğukkanlı, otoriter tavırlarıyla grubu dağa çıkaracak olan Erinç Ersöz; Orman Bölge Müdürlüğü’ne o günkü turun yazışmalarını yapıyor, araç sayısını ve plakalarını, güzergâhı, katılımcı sayısını ve giriş-çıkış saatlerini bildirip izinleri alıyor. İzinin verilmesiyle tura katılanlarla minibüse binerek Ayıdere yolunda ilerlemeye başlıyoruz. Altınoluk’tan sonra Edremit yönünde 10 km ilerleyerek Zeytinlik sapağından Mehmet Alan köyüne geliyor, orman görevlilerine göründükten sonra tırmanmaya başlıyoruz. Bu yol Sarıkız tepesine çıkıyor. Sağa ayrılıp devam ettiğinizde ise Ören deresi ile karşılaşıyorsunuz. Bu dere Ayıderesi ile birleşiyor. Sonra aynı dereye Vallah deresi karışıyor ve Eren deresi ile kavuşuyor. Yamaçlar, eteklerde zeytin ağaçları ile kaplı. 500 metre yükseklikte zeytinler yerlerini çam ağaçlarına bırakıyor. Farklı gövdeleri olan anıt ağaçlar, dağların yemyeşil yorganı arasında sivriliyor. Hava serinliyor, koku değişiyor ve mitolojik dağın yabani doğasını buram buram hissetmeye başlıyorsunuz. Ayıdere turu 10:00′da başlayıp 17:00′ye kadar sürüyor. 25 km çıkışta, 25 km de inişte olmak üzere toplam 50 km yol kat ediliyor. Bunun 3-4 km’si dere yatağında su içinde yürüyerek geçiliyor. Tura katılanların yaş ortalaması düşükse, yürüyüş daha da uzatılabiliyor. Tempo aynı olmasa da, 5 yaşındaki çocuklar da, 70′likler de bu yürüyüşte yerlerini alıyorlar. Kişi başı 10 milyon ödenen turda, yol üzerinden mevsime göre kekik, böğürtlen, kuşburnu toplanıyor. Kurumuş dağ çiçeklerinden demetler yapılıyor. Daha önce ehlileştirilmiş yavru ayılar, doğayla uyumlarını kaybetmemeleri için dağa bırakılmış. Kazdağları’nda ayı sayısının 250 adet olduğu tahmin ediliyor. Porsuk, sincap, tilki, karaca ve çok sayıda yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Milli parklarda statü gereği avcılık yasak olduğu için av yapılmıyor. Ormancı ve jandarmalardan oluşan askeri kamyon, devriye görevi yapıyor. Ağaçlar üzerine çalışan orman işçilerinin ve kamyonlarının ormanı terk etme saatlerini denetliyor.Araçtan ayrılıp dere yatağına inen yürüyüş başlangıcında, Erinç Ersöz kısa bir bilgilendirme ile doğanın heyecan verici ortamında yapılmaması gerekenleri tekrar hatırlatıyor. Ardından yüzme bilmeyen, ama göle girmek isteyenler için getirilen yelekler takılıyor. Engebeli arazide yamaçlardan, kayalar arasından inip çıkarak ilerleyenler, doğaya karşı bir zafer kazanma arzusu ile karşılaşılan tüm engelleri yardımsız geçmeye çalışarak, kendilerine olan güvenlerini tazeliyorlar. Gelinen şelale noktasında gölde yüzülüyor. Duş gerektirmeyen derenin kar ve kaynaklardan oluşan soğuk ve tertemiz suyunda dinçleşen tur katılımcıları, suların akış yönünde kanyon yolculuğuna devam ederken, su debisinin ve seviyesinin yüksek olduğu dere yatağında birbirinden ilginç ağaç gövdeleri ve devasa kayalar arasındaki yolu kat ediyorlar. Dönüşe geçildiğinde dere yatağından tepeye, gökyüzünün görülmediği sıklıkta ağaçlar arasından oldukça dik bir yamaca tırmanan yürüyüşçüler, oksijen bolluğu, temiz havanın verdiği enerji ve açılan iştahları ile araçtan ayrıldıkları noktada bir başka şelaleye geliyorlar. Burada bekleyen tur görevlisi tarafından ikram edilen köfte, yumurta, domates, salatalık ve peynirden oluşan soğuk kumanyayı, cola ve bira gibi soğuk içecekler eşliğinde büyük bir iştahla yiyerek, doğanın ve çevrenin keyfine varıyorlar. Çekilen fotoğraflara kavuşmanın sabırsızlığını yaşayanlar, ormanın doyulmayan bitki kokusu içinde Altınoluk’taki Mare Monte Oteli’ne dönüyor ve çay ikramı sonrasında haftada 3 kez değişik noktalara tekrarlanan bir başka dağ turunda buluşmak üzere ayrılıyorlar.
Mare Monte Tur
Tel: (0-266) 396 17 30

Zeytinyağının merkezi
İtalyanlar’ın zeytinyağı haritalarında, dünyanın en iyi yağları diye yeşil hatla belirttikleri Edremit Körfezi, gerçekten de sızma zeytinyağında haklı bir şöhrete sahip. Ege sofra kültüründe önemli bir yer tutan, yemeklere lezzet katan, zeytinyağlı yemeklerin, otlu meze ve salataların baş tacı zeytinyağı, Altınoluk’ta daha bir öne çıkıyor. Yöre halkı her derde deva dedikleri yağı, sabah kahvaltılarında adeta içiyorlar. Aroma, renk ve berraklık iştah açarken, yöre zeytinleri de yağ satan dükkânlarda hediyelik özel şişelerde sunuluyor. Altınoluk meydanında yağ satan Burhan Uzun, yağın ve zeytinin oluşumunda bitki ve toprağın önemine değinerek Altınoluk, Gömeç ve Ayvalık’ta dünyanın en iyi yağlarının üretildiğini belirtiyor. İtalyanlar’dan satın alınan tesislerde eskiden günde 70 çuval işlenirken; kapasite 400 çuvalı aşarak, üreticiye yağı ne zaman istediği sorulur hale gelmiş. Paletlere verilip yıkanarak çekirdeğinden ayrılan zeytin, yağ olarak çok kısa sürede üreticiye veriliyor. 0.7 asitli, yani 1 dereceden düşük yağ 2 milyondan satılırken, Haziran ayında tüm üreticiler yağlarını aktararak tortu bırakan has yağı asitten kurtarıyorlar. Tortu sabun yapımında değerlendiriliyor. 0 ile 1 asitli filtreden geçen yağa, “sızma” deniyor.

Yorum (2) »

Kazdağları’nın tarihçesi, genel bakış (ida dağı tarihi)

KAZDAĞI(İDA)‘NIN TARİHÇESİ

 

Efsaneler yurdu Anadolu’ nun özü çok derinlerde olan söylencelerinden sadece biridir “ida”. Troialı Priamos’ un torunlarından kalan bir efsanedir günümüze ulaşanlar… bugün bile dolu dolu yaşanır dillerde, gönüllerde. İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde aranır. Bu nedenle Antik Çağ’ da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda saygı görmüşlerdir. “Olympos” da başı dumanlarla kaplı “yüce dağ” anlamını taşır genelde. Anadolu’ nun aynı şekilde adlandırılmış çok sayıdaki dağlarından biri de, Troas Olympos’ u; ünlendiği adıyla İDA (KAZDAĞI) dır
İzmirli Şair Homeros’ un ölümsüz dizelerinde kaynak olan Troia’ nın (Hisarlık) 80 km. güneydoğusunda yeralan İda, 1767 m. lik rakımda bölgenin en önemli yükseltisi durumundadır. Destanlarda sık sık adı geçen Skamandros (Menderes Çayı), Aisepos (Gönen Çayı) ve Büyük İskender’ in Doğu’ nun egemeni Persler’ e ilk yenilgiyi verdiği yer olan Granikos (Biga Çayı), Homeros’ un deyişiyle hep “Bol pınarlı İda’ dan alır suyunu…” Gerçeklerle efsaneleri birleştirerek yaşamak en büyük özelliğidir, Anadolu insanının. Bugün de, aynı hava solunur. çam ağaçlarının gölgesi altında yapılan “İda GÜzellik Yarışmalarında”. Şimdileri bir kenara bırakıp “Yaşayan Efsane İda”ya dönelim yeniden.
Efsaneye göre Dağ, Çanakkale Boğazı’na adını veren Dardanos’un iki oğlundan biri olan Idaios’dan alır adını….
Bölgeye ana tanrıça Kybele Kültü’nü getiren de yine Idaios’tur.
İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları’yla başlar İda’nın hikayesi.
“Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda’ya sürer.
Gelirler hayvanların anası bol kaynaklı İda’ya”
En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, ida’ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları’nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları’nın önemidir bunun altında yatan. Ancak burada, Troia’da yaşanan korkunç çarpışmalar üzerinde değil; savaşların çıkmasındaki en belirgin etken üzerinde duralım: Mitolojiye göre Peleus’la Thetis’in tanrılar yurdu Olympos’ta kutlanan düğün töreni sırasında, kendisinin davet edilmeyişine sinirlenen Eris (Kötülük Tanrıçası), üzerinde “en güzel’e” yazılı bir altın elmayı atıverir ortaya; ardından da bir kavgadır başlar, “en güzel”lik iddiasındaki, tanrıçalar arasında. Olayın hakemliğini üstlenen Zeus, yaptığı ön eleme sonrasında, yarışmanın sonuçlandırılmasını İdalı Çoban Paris’e bırakır, nedense!
En güzel olduklarında iddialı olan üç tanrıça, Hera,Athenave Aphrodite, İdalı Çoban Paris’e giderler, Zeus’un hakem tayin ettiği. Çoban Paris, Troia Kralı Priamos’la Hakabe’nin küçük oğludur; aynı zamanda kardeşi, ünlü Hektor’un. Onu doğurmadan önce Kraliçe rüyasında kötü olaylar görür: Kendi karnından çıkan azgın bir alev, bütün Troia’yı sararak yakmaktadır. Önbilicilerin kötüye yorumladığı bu kâbus sonrasında doğan Paris, babası Priamos’un isteğiyle öldürülmek üzere ida’ya götürülür. Ama kıyamaz sarı saçlı Paris’e bakıcısı… O’nu İda’nın ıssız mağaralarından birine bırakır. Önceleri bir dişi ayı emzirir küçük Paris’i; daha sonra Çoban Agealos bulur O’nu ve kendi kulübesine götürür. İda’nın diğer çobanlarından daha güzel olmasıyla ayrılan Paris’e sürülere çok iyi baktığı için, “Aleksandros (Koruyucu)” adını takar arkadaşları.
Karşısında bulunca haberci tanrı Hermes’le birlikte üç güzeli Çoban Paris, şaşırır, donakalır. Sanki alın yazgısını bilirmişçesine, diğer tanrıçaların sunduğu dünya egemenliğini bir kenara iterek, elinde tuttuğu altın elmayı, uzatır kendine “ölümlülerin en güzeli, Spartalı Helen”i vaad eden tanrıça Aphrodite’ye. İlk güzellik yarışmasıdır, bu bilinen. Ve buna tanık olur bütün İda yaşayanları, su perilerinden orman cinlerine…
Seçici Çoban Paris’in verdiği kararda belki de, Aphrodite’nin önceden Troia’yla olan ilgisi de etkili olmuştur. Tanrıça, Troia krallık soyundan Assarakos’un oğlu yakışıklı Ankhises’i görür, birgün İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken. Delikanlının güzelliğine kapılarak iner, İda’ya… Bir sarışın genç kız kılığıyla görünür Aphrodite Çoban Ankhises’e, onun gönlünü çalar; sevişmelerinin sonunda da, doğuracağı oğlanın Troialılara kral olacağını söyler. “Altın Elma”yı Aphrodite’ye vermesinde, Troia’yla olan yakınlığı kadar tanrıçanın güzel sarı saçları da etkilemiştir, Çoban Paris’i. Hellespontus’da Ege’ye boşalan Skamandros da en az İda kadar ün salar, Troas’ta… Bir gün İda’nın kuzey eteklerine yolu düşen Herakles, susuz kalır, yalvarır tanrılar babası Zeus’a susuzluğunu gidermesi için… Bulutları devşiren Tanrı da, bulunduğu yerde toprağı kazmasını bildirir Herakles’e. Herakles’in kazdığı kayalıklardan bir kaynak fışkırır, ardından da Skamandros (Xanthos- Kızılsu- Karamenderes) başlar kıvrımlar çizerek ovaya doğru akmaya… Kaynağı ile bugünkü döküldüğü yer arasındaki uzunluğu yaklaşık 140 km.yi bulan Skamandros’un suları, burada yıkanan kadınların saçlarını sarartırmış; güzellik katarmış güzelliklerine… Bütün Troas kızları zifaf gecesi öncesinde Skamandros’un kutsal sularında paklarlarmış bedenlerini. Tanrıça Aphrodite de bu sularda yıkanmış ve Çoban Paris’in önüne güzelliğini tamamlayıcı kızıl saçlarıyla çıkmış olmalıydı…
Strabon’un, gidip göremediği Herakles’in kazdığı yerle ilgili bazı anlatımlar vardır: “Akhileus ve Hektor arasında bir yarışma düzenlenir, dağın Kotylos Tepesi eteğinde. Her iki kahraman koşarak iki pınara ulaşırlar. Birinden sıcak su fışkırır ve üzerinden ateşten çıkıyormuşçasına bir duman tüter. Ötekinden ise, yaz gününde bile kar gibi soğuk bir su akar.” Bugün de iki su gözesi kaynar yerden ak köpüklerini kabarta kabarta… Yan yanadır bunlar, biri buz gibi soğuk, diğeri aksine sıcak. Zamanla bu iki kaynak Evciler-Ayazma civarında tek bir gözede toplanır. Yine soğuktur suları, Skamandros’un. Töresine bağlıdır Anadolu toprağı, bu toprağın insanları… Bugün yine, Hıdırellez sabahlarında Skamandros’a girilir, şifa ve güzellik umularak…
İda ile ilgili efsaneler saymakla bitmez: dağın en önemli doruklarından birinde geçer Sarıkız efsanesi Sarı Kız Türkmenler’in bir hac yeridir bugün. Özde Skamandros’a inen en esrarlı efsanesidir Sarı Kız, İda’nın; şimdi de yaşanılan…
Efsanenin çok sayıdaki anlatımlarından biri Yörükler’e, diğeri Türkmenler (Tahtacılar)’e aittir: İlk anlatıma göre: Dağ’ın güney eteğinde yerleşik ailelerden birinin bir kız çocuğu doğar. Sarı saçlı bu kız, çocukluğundan itibaren olağanüstü bir güzellik gösterir. “Sarıkız” adını takar arkadaşları; peşine düşer köy delikanlıları; yüz bulamayınca, “çobanla sevişiyor” diye iftira atarlar O’na. Bunun üzerine, kızı kıskanan ve köylerine uğursuzluk geleceğine inanan köylüler, babasından Onu Dağ’a bırakmasını isterler. Gönlü razı olmasa da, SArıkız’ın babası Onu Dağ’a bırakır gözleri yaşlı… Issız dağ başında yapayalnızken Sarıkız, kendine kazları arkadaş edinir. Sonunda ayrılığa dayanamayan ana-baba, Sarıkız’ı aramaya koyulur. Kolay bulamazlar izini, yardım isterler taşlardan, kuşlardan… Kavuşurlar sevgili kızlarına, giderirler özlemlerini, gerçekle düş arası… Kızları büyümüş, dost edinmiştir yabanıl hayvanları, söz geçirir olmuştur onlara. su ister kızından abdest almak için yaşlı babası. Sarıkız daldırır elindeki kepçeyi dağın doruğundan ak köpüklü ege’ye ve almasıyla birlikte suyu, yok olur birden… Sarıkız’ın ailesini yine hüzünlü bir bekleyiş kaplar. dolaşır dururlar dağları. Babası, “Sarıkız” diye bağırdıkça, yankılanır dağlar “Baba” diye… Bu yüzden adını Sarıkız’ın kazlarından alan Dağ’ın bir doruğuna “Sarıkız” diğerine “Baba” denilmiştir.
Efsanenin Trükmenler arasındaki anlatımı daha da ilginçtir: Sarıkız, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın kızıdır. Kan Kalesi’nin fethi sırasında, Kale burcundan bakan kral kızı gönül verir, Hz. Ali’ye. Bu sırada “-iki oğlumuz var; bir de güzel kızımız olsaydı” der eşi Hz Fatıma. Bunun üzerine Hz. Ali, “-istediğin kızı git, Kâbe’de bulursun” cevabını verir. İşte o an kendini kucağındaki kız çocuğu ile Kâbe’de bulur Hz. Fatıma. Onu yetiştirip bakması için dostu Selman-ı Pak (Farisi)’a emanet eder Hz. Ali. Selman-ı Pak kızı İda’ya getirir. burada büyütür gözlerden uzak… Büyüdüğünde çok güzel bir genç kız olan Sarıkız’a aşık olmaktan da kendini alamaz, Selman-ı Pak. Ancak Sarıkız genç ve güzel, kendisi ise oldukça yaşlıdır. Tanrıya yakarır, dualar eder, kendisine gençlik ve güzellik vermesi için. Sonunda Tanrı dileğini kabul eder, O’nu yakışıklı bir delikanlı haline dönüştürür. Ancak Selman-ı Pak Sarıkız’a tam kavuşacağı sırada birden kaybolur Sarıkız, Selman da eski yaşlı haline dönüverir. Bir başka anlatıma göre de, Selman sadece bir kez Sarıkız’la kucaklaşır , ardından da ikisi birden kaybolurlar.
İda’nın en önemli efsaneleri olan Çoban Paris ve Sarıkız mitosları benzer motif özellikleri yansıtmaktadır. Her ikisinde de ailenin başına bela getireceğine inanılan küçük çocuklar İda’ya bırakılır ve vahşi hayvanlar tarafından büyütülür. Her iki efsanenin de kahramanları doğanın verdiği üstün güzelliklere sahiptir. Bu güzellikler İda’ya bağlı olarak dile getirilir anlatımlarda. Tanrıça Aphrodite’nin Skamandros’ta yıkanıp saçlarını kızıllaştırması, Dağ’a bırakılan kızın sonradan “Sarıkız” adını alması yine benzer motiflerdir. İda’nın çevresindekilere ve bağrında yaşattıklarına güzellikler bağışlamasına bir başka efsanede de tanık olmaktayız: Troia Kralı Tros’un üç oğlundan biri olan Ganymed’in güzelliğine hiçbir diyecek yoktur. Onu, İda’nın yamaçlarında sürülerini otlatırken gören Zeus, güzelliği karşısında çaresiz kalır. Tanrılığına bakmadan giriverir bir ulu kartal biçimine, pençelerine alıp kaçırmak için Ganymed’i; Olympos’a tanrılar sofrasına şarap sunucusu yapar Troas’ın güzel delikanlısını.
İda, sadece ölümler ve tanrılara güzellik bağışlamakla da kalmaz. Yemyeşil çimenlerini tanrılara kokulu bir yatak olarak serer kutsal “Hieros-Gamos”da: Gargaros doruğunda yaşanır Zeus’la Hera’nın ilk kutsal evlilik törenleri, yasak aşkları sayılmazsa. Olayın Anadolu’da İda’nın Gargaros Tepesi’nde geçmiş olması bu vahşi doğa harikası beldenin önemini bir başka açıdan ortaya koymaktadır. Bugün de bir gizemli hava solunur yalçın kayalıklar üzerinde yükselen sisli doruklarında İda’nın… Sevgililer dolaşır elele, çam ağaçlarının koyu gölgelerinde. Aşklar doğar, yeşerir kır çiçeklerinin her açılışında, kekik kokan yamaçlarda…Asırlar sonra İda’nın efsanevi perdesi aralanır. 1974′te Çanakkale Kültür ve Turizm Derneği Başkanı H. Uluarslan’ın kişisel çabalarıyla ilk “İda Güzellik Yarışması” düzenlenir. İlginç bir rastlantı, yine mitoloji rüzgârları eser Evciler-Ayazma’da ve üç köylü güzeli yarışır. Yarışmalar tekrarlanır geçen yıllarda… Bunların 14.sü düzenlenir 15 Ağustos 1996′da. Güzeller sıralanır. fidan boylu. Efsaneye uygun olarak Çoban Paris seçer dünyanın “en güzel” kızını. Elindeki “altın elma”yı sunar. Ardından alıp götürür başı dumanlı İda’nın doruklarına.
Yarışmalar onca çabaya karşın henüz kurtulamamıştır yöresel olmaktan, bir türlü anlatılamamıştır doğal güzelliklerine dayalı yörenin tarihi ve turistik zenginlikleri… Bu nedenle “Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması” nı özet de olsa; tanıtma amaç edinilmiştir yazımızda. Bayramiç, Çanakkale’ye 75 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. Buradan İda’ya ulaşabilmek için 25 km.lik bakımlı yolla Evciler’e, ardından da mitolojik olayların yaşandığı doğa harikası Ayazma’ya uzanılır. Hafta sonu tatiline gelen bir kaç yabancı dışında, bugüne kadar daha çok yerli halkın yararlandığı Ayazma orman-içi piknik ve dinlenme yeri, son zamanlarda canlılık kazanmıştır. Homeros’un dizelerine konu olan olayların geçtiği mekân, bugün aynı güzelliklerle karşımızda durmaktadır.
Karpuz çatlatan kaynaklar, kuşnameleriyle bütünleşen su sesleri, kent gürültüsünden uzak huzurlu bir ortam sunar ziyaretçilerine. 5m.lik şelalenin verdiği serinlik yaz sıcağını unuttururken, mutluluk yudumlanır şifalı kaynaklardan… Barındırdığı yabanıl hayvanlarla av mevsimlerinde heyecan yaşatır meraklılarına. (Bu bölge Yaban Hayatı Koruma Sahasına girmektedir ve avlanmak 12 ay yasaktır.)Ayazma sadece sunduğu bu tarihi doğal atmosferle yetinmez, nefis alabalıklarıyla da tatlandırır ziyaretçilerinin damaklarını. Bölgede yetiştirilen elma, erik ve şeftali gibi meyveler bir başka tat katar yabanıl güzelliklere. Ayazma’nın tek eksiği turizm yapılanmasının ve konaklama tesislerinin olmayışıdır. Özel araçlarla ve günübirlik gezilerle ziyaret edilebilir. Yörede konaklayabilecek yer bulanlar çok yakındaki Külcüler Ilıcası’na uğrayıp, şifalı çamur banyosundan ve çeşitli rahatsızlıklara iyi gelen kaplıcadan da yararlanabilirler. Bayramiç Belediyesi’nin “Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması”nın daha canlı hale getirilmesi ve yörenin turizm etkinliklerinin arttırılması konusunda yaptığı girişimler, kayda değer çalışmalardır.
Türkmenler başta olmak üzere bir çok kişi tarafından ziyaret edilen Sarıkız Tepesinin yörede ayrı bir yeri ve önemi vardır. Türkmenlere göre Sarıkız kutludur. Onu ziyaret edenlere “nefes evladı” denir. Özellikle 18-25 Ağustos tarihleri arasında Sarıkız’ı ziyaret edenler, dua ederek günahlarından bağışlanırlar. Bir yerde bu tören kutsal hac anlamına gelir onlar için. Baba Tepesi’ndeki “Ebi zemzem” suyundan içilir; Sarıkız, Cılbak Baba ve 40 Evliyalar Hayırları yapılır, yatan-oturan namazları kılınır; ancak yine de tam bilinmez Sarıkız törenlerinde neler yapıldığı…
İda’nın güzellikleri anlatmakla bitmez, o’nu Ağustos’un yakar sıcağında yaşamak gerekir, ulu çam ağaçlarının serinliğinde…
(Kaynak1: Prof. Dr. Cevat Başaran)
(Kaynak2: www.evciler.com

Yorum (3) »

Kaz Dağı ve Madra Dağı’ndaki altın arama çalışmalarına karşı bölgedeki 35 belediye birleşti.

35 belediye altın aramaya karşı birleşti

Kaz Dağı ve Madra Dağı’ndaki altın arama çalışmalarına karşı bölgedeki 35 belediye birleşti

ÇANAKKALE - Çevre platformu oluşturan belediye başkanları, madenlerin yapacağı tahribat ile ilgili halkı bilgilendirerek sosyal dayanışma sağlamaya çalışacak. Ancak bölgede maden arama çalışmalarına destek veren belediye başkanları da var.
Kazdağı ve madra dağı’ndaki altın madeni arama çalışmaları sürüyor.Ancak çalışmalara tepkiler de artıyor..

Kaz Dağı ve Madra Dağı’na sınırı olan belediyelerin başkanları Balıkesir’in Burhaniye İlçesi’nde biraraya geldi.

39 belediye başkanının katıldığı toplantıda başkanlardan 35’i altın arama çalışmalarınaa karşı ortak mücadele kararı aldı. “İde-Madra Yerel Yönetimler Çevre Platformu” çatısı altında birleşen belediye başkanları, tavsiye niteliğindeki kararlarla baskı oluşturmayı amaçlıyor.

Küçükkuyu Belediye Başkanı Yusuf Aksoy: “Küçükkuyu Belediye Meclisi olarak tarihi bir karara imza attık. Biz de demokratik bir baskı oluşturmak için kamuoyunu bu konuda yüreklendirmek ve cesaretlendirmek çalışıyoruz.

Toplantıya katılan beledile başkanlarından bazılarıysa maden çalışmalarına destek veriyor:
Çanakkale-Yenice’ye bağlı Kalkım Beldesi Belediye Başkanı Necdet Gürhan: “Benim beldemde kurşun madeni işleten bir şirket var. Bir tane de sondaj çalışması yapan başka bir şirket var. İş yerini açmış olan şirketin çalışmalarında bugüne kadar hiçbir engel olmadım. Çünkü belde insanının kış döneminde bir çay parasına ihtiyacı var. Ben bu yüzden bu şirketlerin hiç birisine karşı çıkmadım. Çıkamıyorum. Çünkü insanım çalışıyor orada.”

NTV

Yorum (1) »

Sarıkız Tepesi - Kazdağlarında Sarıkız’ın öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu yer (Babatepe - Kartaltepe neresidir?)

SARIKIZ EFSANESİ
Marmara ve Ege bölgelerini birbirinden ayıran ve genç dağlar grubuna giren Kazdağları’nın en yüksek tepesine Sarıkız Tepesi adı verilmektedir. Bu tepenin adı hakkında pek çok efsane anlatılmaktadır.

Çok eski zamanlarda Güre köyünde çok güzel bir kız varmış. Bu kızı köyün bütün gençleri sever ve evlenmek isterlermiş. Adı Sarıkız olan bu güzel kızın babası ise bin bir zahmetle büyüttüğü kızını, talip olan gençlerin hiç birine vermezmiş. Bunun üzerine gençler Sarıkız’a iftira etmişler. Köylüler de Sarıkız’ın babasına giderek:

“Kızın kötü yola saptı. Ya kızını öldürürsün ya da buralardan çekip gidersin” demişler.

Düşünüp taşınan baba, kızını öldürmeye kıyamaz; ancak köylülerin yüzüne bakabilmek için Sarıkız’ı gözden uzak tutmak gerektiğini düşünür.

Kızını yanına alan baba, Kazdağı’nın zirvesine çıkar ve güttükleri kazlarla birlikte kızını bırakıp geri döner. “Kurt kuş yerse de gözüm görmesin, yaşarsa da herkesten gizli yaşasın” demiş.

Kazdağı’nda kalan Sarıkız ölmemiş ve kazlarını gütmeye devam etmiş. Hatta yolunu, izini kaybedenlere yardımcı olmuş. Bu durum kısa zamanda babasının kulağına gitmiş.

Kızının ölmediğini öğrenen baba, Kazdağı’na kızının yanına çıkmış. Dağda kaz çobanlığı yapan Sarıkız, babasını görünce sevinmiş, ona yemek ikram etmiş. Yemek sırasında babası kızından su istemiş. Sarıkız elini uzatarak kilometrelerce aşağıdaki Güre çayından su alarak babasına vermiş. Babası kızının ermiş olduğunu görünce pek sevinmiş.

Sarıkız’ın öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu yere Sarıkız Tepesi, babasının öldüğü yere ise Babatepe veya Kartaltepe adı verilmektedir.

Kültürümüzün en renkli kaynaklarından olan efsanelerimiz unutulmamak için çoğu zaman bir maddi ize veya mekana bağlanır. Sarıkız efsaneleri de böyledir. Kaz dağlarının zirvesindeki Sarıkız Tepesi ve bu tepenin üzerindeki kabir, Sarıkız efsanelerinin günümüze kadar ulaşan izleridir. Şimdi anlatacağımız efsane ise farklı bir Sarıkız efsanesi olarak dikkati çekmektedir. Ancak bağlı bulunduğu iz yine aynıdır.

Delikanlının biri güzeller güzeli bir kıza aşık olmuş. Kız, evlenme şartı olarak, delikanlıdan gücünü ispatlamasını istemiş. Bu şarta göre delikanlı sırtına yüklenen tuz çuvallarını taşımak zorundadır. Delikanlının sırtına tuz çuvalları yüklenmiş. Yamaçtan tırmanırken çuvallar dengesini kaybetmiş ve delikanlı yuvarlanarak göle düşmüş. Tuzlar ıslandıkça çuvallar ağırlaşmış ve delikanlıyı suyun derinliklerine çekmiş. Köy halkıbu acıya sebebiyet verdiği için kıza öfkelenmişler. Ona yumurtalar atmışlar. Sarı Kız adı da buradan kalmış.

Öfkeleri yatışmayan köylüler babasına giderek kızını şikayet etmişler ve onu yok etmesini istemişler. Babası yumurtalara bulanmış kızını alıp tepeye çıkmış. Kızını öldürmeden önce abdest alıp namaz kılmak isteyen baba kızından su bulmasını istemiş. Kız delikanlının boğulduğu gölün suyundan getirmiş. Su tuzlu olduğu için babası yeniden tatlı su bulup getirmesini istemiş. Bunun üzerine kız ayağını yere vurmuş, o anda yerden bir kaynak suyu fışkırmaya başlamış. Durumu gören babası kızının ermiş olduğunu anlamış ve onu öldürmekten vazgeçmiş. Kimsenin zararı dokunmasın diye de suyun etrafını taş duvarla çevirmiş.

Kaz dağlarının zirvesindeki bu kaynak, bugün hala yörede şifalı olarak bilinmektedir. Ayrıca hem Sarıkız’ın, hem de babasının öldükleri yerler kutsal sayılmaktadır. Babasının öldüğü ve bugün kabrinin bulunduğu kabul edilen yere Kartaltepe veya Babatepe; Sarıkız’ın kabrinin olduğu tepeye ise Sarıkız Tepesi adı verilmektedir. Bu tepelerin ermiş bir kız ile babasına izafe edilmesi ise elbetteki eski Türk inanışlarındaki dağ kültünün bir yansımasıdır.

Kazdağı’nın zirvesinde bulunan Sarıkız’ın kabri bugün de yöre halkı tarafından ziyaret edilmektedir. Her yıl 14-16 Temmuz tarihleri arasında Akçay’da yapılan Zeytin Festivali’nde Sarıkız da temsil edilmektedir. Ayrıca Sarıkız’ın kabri başında herkesin dileğini yazabildiği büyük bir dilek defteri bulunmaktadır.

Yorum (2) »

kazdağları (kaz dağları) video görüntüleri, slayt gösterisi

kazdağları (kaz dağları) video, slayt gösterisi, youtube, video indir, video izle, görüntüleri

Yorum Yapılmamış »

Kazdağlar’ında ölü altın bedenler nü fotoğraf

Kazdağları kaz dağları çıplak protesto ölü altın bedenler

Kaz Dağı’nda ölü altın bedenler

Niko Guido, adını nü fotoğraflarıyla duyuran İzmirli bir fotoğrafçı. Her yıl kendi adına bir takvim hazırlıyor, özellikle de çevre kirliliğine, nü fotoğraflarıyla dikkat çekiyor. Bundan önce Tuz Gölü ve Kaz Dağları’ndaki sorunlarla ilgilenen sanatçının eylemleri sürecek

İpek ÖZBEY

Yorum Yapılmamış »

“kazdagi’ni koruma girisimi grubu” uyeleri olarak bu sabah kucukkuyu belediye bsk. dr. yusuf aksoy’a gitti

merhabalar,

“kazdagi’ni koruma girisimi grubu” uyeleri olarak bu sabah kucukkuyu belediye bsk. dr. yusuf aksoy’a gittik. panel hakkinda bilgi verdik.hic cekincesiz bir sekilde panele destek verecegini belirtti. hemen afislerden cogaltip kahvelere asilmasini sagladi.

daha sonra gruba yolladigimiz panel duyurusunun ardindan sn. mehmet ongenin beni telefonla aramasi nedeniyle mehmet bey ile gorusmeye gittik. mehmet bey panelin hazirlanma surecinde kendisi ile konusulmamis olmasini onaylamadigini belirterek bize basarilar diledi.biz de bu surecte bir koordinasyon-yurutme kurulu olusmamis olmasi nedeniyle boyle bir kopuklugun yasandigini, amacimizin bu konuda elimizden geleni yapmak-panel de bunlardan biri- oldugunu belirttik. karsilikli saygi cercevesinde gecen konusmada kazdagi ile ilgili olarak calismak-yer almak isteyenlerin biraraya gelmesi ve bir koordinasyon-yurutme grubu olusumuna gereksinim oldugu dusuncemizi yineledik.

ardinda da ayvacik kaymakami ile olan randevumuza bir heyet olarak gittik. kaymakam bey bizi oldukca sicak karsiladi. epeyi sohbet ettik. panel icin bilgilendirme yazimizi kaymakamliga biraktik ve kendisini panele davet ettik.

simdi sira panelin en genis bir sekilde duyurusu ve katilimi arttirmasina geldi.

gruba gelen son afis-ahmet’in hazirladigi- oldukca guzel olmus. eger baskaca bir katkisi olan yoksa, herkes bulundugu yerde afisin cogaltilmasi ve dagitilmasi isini ustlenebilir.

sevgili reyhan,

canakkale merkez, bayramic,biga, can ilceleri koyler, stk’lar ve protokol’a -yerel radyo ve tv’lere duyurusu isini siz ustlenirmisiniz?

biz de kucukkuyudakiler olarak, ezine, ayvacik,kucukkuyu,altinoluk, edremit, akcay ve burhaniye tarafinin duyurusu ve davetini yurutelim.

sevgiler,

suheyla

Yorum Yapılmamış »

Kazdağı Korumadaki yeni gelişmeler

Kazdağı Korumadaki gelişmeler

Sevgili arkadaşlar merhaba,
İmza kampanyasının kendi web sayfamızda yürümesi isteği ile sevgili doktorumuz Çiğdem Arı hemen insiyatif kullanıp http://www.kazdagikoruma.org/ adını alıp girişime hediye ett. Sevgili Özer Tayiz’de kısa sürede içini doldurup paylaşıma açacak!

Kazdağı Koruma Girişiminin dernekleşmesi niyetimize,çağrımıza Kazdağının pek çok yerinden çok olumlu tepkiler,katılımlar geliyor.Sanırım yakında tüm girişimcilerin katılabileceği bir buluşma gerçekleştirebilirz.Derneği kurmak için çok acele etmeden olabildiğince katılımı arttıracak duyuruyu yapalım istiyoruz.

Aktif kadınların düzenlediği paneli hep birlikte katılalım ve daha çok insanın yararlanması için duyurusunu geniş tutalım.Elbette Balya belgeseli hazır.45 dakika ve çok etkileyici! iyi düşünmüşsünüz ::-)

Yakında “Balya”ya bir otobüs seferi yapacağız.Otobüsün sponsoru çok kısa sürede duyuruyu buradan yapacak.Özellikle Köy Muhtarlarının ve köylerdeki ilgili insanların katlmasını arzu ettiğimiz bu sefere daha fazla otobüs ilave etmek isteyen destekçileri hasretle bekliyoruz.

Vee ülke genelinde birlikte çalıştığımız çevre,ekoloji örgütlerine kampanyanın duyurulması ve ana hedefin maden yasasının değiştirilmesi olarak belirlenmesine gayret ediyoruz.Ülkenin pek çok blgesinde hızla çoğalan maden sondajlarının tehtidinden sadece Kazdağını ve özellikle Bahçedereyi kurtarmak mümkün değil arkadaşlar.Tehtidi tümden engellemenin yolu maden yasasının değişmesi olmalı! Ve bu hedef için ülkenin her tarafında mücadele eden kişi ve kuruluşlarla bir haberleşme ağı-platform oluşturmaya çalışıyoruz!
Kampanyanın bir ucundan tutan,duyuran herkesin eline sağlık.

Sevgilerimle ::-)
İsmail Yenigün
Ekolojist,

Yorum Yapılmamış »

6 Ekim Cumartesi 14.30 da Küçükkuyu’da Panel

6 Ekim Cumartesi 14.30 da Küçükkuyu’da Panel düzenliyoruz.
Aşağıdaki davetiye Küçükkuyu’daki işyerlerinin camına asıldı.
Sizde bu davetiyeyi çoğaltarak bölgenizdeki işyerlerinin asmasını sağlarsanız
geniş bir katılım sağlamış oluruz.
Kazdağı’nın kuzeyindeki maden sondajlarından etkilenen Çanakkale,Çan,Bayramiç Belediyeleride otobüslerle kuzeydeki komşularımızı Panele getireceklerini açıkladılar.
6 Ekim,Cumartesi kimselere randevu vermeyin Kazdağımıza sahip çıkalım!

KAZDAĞI VE MADEN PANELİ

KATILIMCILAR:
1. 3213 Sayılı Maden Yasasının Değerlendirilmesi:
Cemalettin KÜÇÜK- TMMOB Metalurji Müh. Odası Gen. Bşk.

2. Maden-Altın Aramada Kullanılan Yöntemler ve
Bu Yöntemlerin Çevreye ve Halk sağlığına Olası Etkileri, Ülkemizden Örnekler:
Tahir ÖNGÜR- TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Temsilcisi
Ertuğrul BARKA: Ege Böl. Kimya Müh.Odası Bşk.,EGEÇEP Y.K.

3. Tarihten Günümüze Kazdağı Bölgesi, Maden ve Turizm.
Av. İskender Azatoğlu-Araştırmacı Yazar-Turizmci

4. Zeytin ve Maden:
Doç. Dr. Murat ŞEKER-ÇOMU Ziraat Fak.Bahçe Bitkileri Böl. Bşk.

5. Maden ve Kadın: Mücella Yapıcı-Mimar

Panele tüm halkımız davetlidir

Tarih : 06. Ekim.2007 Cumartesi Saat: 14:30
Yer : Seğmen Otel-Küçükkuyu

Bilgi Tel: 0286-7526043-7526863-7525698
Kazdağı Koruma Girişimi

Yorum (1) »



kazdağları, kazdağları resimleri, fotoğrafları, çanakkale, küçük kuyu, altın arama çalışmları, siyanür, siyanürle, nerede, küçükkuyu, tatil, otel, deniz kenarı, ege denizi, dağ, ida dağı, afrodit, güzellik, sarıkız, efsaneler, ilginç, fotoğrafları, kazdağları fotoğrafları, kazdağı, siyanürle altın arama şirketi, çanakkale temiz hava, gezilecek yerler, görülecek yerler, doğa, kaz dağları ulaşım, kazdağları resimleri, en güzel, nasıl ulaşırım, nasıl gidilir, seyahat, tatil, kazdağları ida dağı ilyada