» Doğal Güzellikleri » kazdağları, kaz dağı, dağları, kazdagi, kaz dagi, daglari, altın arama, resimleri, konumu, fotoğrafları, çanakkale, bayramiç, seyahat, tur, ida mountain

Sayfa : Doğal Güzellikleri

Başka Kazdağı yok, Kazdağlarında hayat altından değerlidir

Altın madenleri için sondaj izni verilen 11 firma, Kaz Dağları’nı delik deşik ederek adeta köstebek yuvasına döndürdü.

Bölgede altın madeni aranmasına yöre halkı sert tepki gösterirken, maden yasasının iptali için imza kampanyası düzenlendi. Sosyal kuruluşlar Kazdağları Koruma Platformu adı altında bir dernek kurma çalışması başlattı. Türkiye’nin oksijen deposu Kaz Dağları’nda bazısı yabancı ortaklı 11 firma 37 noktada altın arıyor. Sadece bir firmaya 38 bin dönüm arazide sondaj izni verilmiş. Daha ön kazı aşamasında asırlık kayın ve çam ağaçları dozerlerle yıkıldı.

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesi Ahmet Kayası mevkiinde aranan ve çıkarılması planlanan altın madeninin ayrıştırılmasında kullanılacak siyanürün doğayı katledeceği ve Kazdağlarını bitireceği ileri sürülüyor.

Kazdağlarında altın madeni çıkartılmasına karşı çıkan belde halkı Küçükkuyu sokaklarına “Başka Kazdağı yok, Kazdağlarında hayat altından değerlidir” şeklinde yazıların bulunduğu çok sayıda pankartlar asarak duruma olan tepkilerini ortaya koydu.

Kazdağlarında altın madeni aranmasına müsaade etmeyeceklerini belirten Küçükkuyu Belediye Başkanı Doktor Yusuf Aksoy, yasal çerçevede maden aramayı engellemek için her türlü olanağı değerlendireceklerini söyledi.

Belediye başkanı Aksoy, “Bu tepkiyi göstermek çok doğal, bir insanın tepki göstermemesi bence anormal.. Yaklaşık bir buçuk ay önce bu olayla tanıştık. Gerçekten şoke olduk. Kazdağlarında altın aranması gerçekten çok abeste iştigal bir olaydır. Bırakınız rehbersiz bile gezemediğiniz Kazdağlarında gelip Kazdağını bir taraftan alıp diğer tarafa koyacak bir işleme izin vermek gerçekten büyük bir yanlıştı. Biz hemen demokratik kitle örgütleriyle birlikte tepkimizi koyduk. Küçükkuyulularla ve çevre köylülerle beraber ortak bir platform oluşturduk. Kazdağları çünkü bizim ciğerimiz oksijen kaynağımız. Sırtımızı biz onlara yaslamışız. Önümüzde barış denizi olan Ege denizi. Kazdağlarındaki yıllardır yetişmiş olan binlerce bitki türünü, endemik bitki türlerinin yok olmasına gönlümüz el vermiyordu. Bu çağrımıza tüm Türkiye’den destek geldi. Tüm çevre örgütleri, bu işe duyarlı odalar bu çağrımıza destek verdi. Bir insan olarak, bir hekim olarak, bir belediye başkanı olarak buna tepkili olmam gayet doğaldır. Ben diyorum ki yanlışın neresinden dönülürse kardır. Lütfen buna izin veren yetkililer burayı gelip görsünler. Burada ciğerlerine çekecekleri bir nefes oksijen sayesinde buna izin vermeyeceklerini düşünüyorum” dedi.

Küçükkuyu Belediye Başkanı Yusuf Aksoy, hemen karşı olmadıklarını bu olayın getirisini götürüsünü araştırdıklarının belirterek, “Araştırdığımız internet siteleri vasıtasıyla bilimsel verileri önümüze koyduk. Maddi manevi hiçbir getirisi olmayacağını belirledik. Çünkü bir hedefimizi çizmişiz. Biz turizm beldesi olmayı istiyoruz. Önce halkı bilinçlendirme çalışmaları yapıldı. Köylerde, kahvelerde halk bilgilendirme toplantıları yapıldı. Çok büyük destek gördük. 6 Ekim tarihinde bilim adamları gelerek halkı bilimsel yönden bilgilendirdiler.. Gördük ki halk bu konuda oldukça bilinçli ve özümsemiş durumda. Şimdi bu işe izin verecek olan bürokratları etkileme konumuna geldi. Bunanla ilgili dosyalarımızı hazırladık. Kazdağları yok olduğunda nelerin yok olacağını açık ve seçik ortaya koymayla çalıştık. İlgili bakanlıklara, müdürlüklere, Cumhurbaşkanına ve Başbakana bu dosyaları yolladık. Onların dikkatini çekmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Aksoy, yöre halkına çağrıda bulunarak, : “Bu olaya olan ilgilerinin alakalarının daha artarak devam etmesini diliyorum. Çünkü canlı kalması gerekiyor bu olayın. Belli bir günde hatırlanıp sonra unutulacak bir olay değil bu. Çünkü gerçekten karşımızda güçlü kuruluşlar var. Bu işi yapmak istiyorlar. Hiçbir siyasi görüş ve ranta dönmeden bozulmadan kalmasını istiyorum. Gerçekten dünyada ender yetişen bitki türlerini, ağaçları, doğanın yok olmadığını, hiç bsir sanayi tesisinin olmadığını tamamen doğanın kendisiyle baş başa olduğunu göreceksiniz. Kazdağlarının bir bölümü milli park ilan edilmiş biz istiyoruz ki Kazdağları nereden başlayıp nereden bitiyorsa tamamı milli park ilan edilsin. Madenciler maden yasasına dayanarak yapıyorlar bu işi. nihai hedefimiz maden yasasının değişerek Türkiye’nin çıkarlarını ve bölgesel çıkarlarımıza uygun bir maden yasası çıkmasıdır. Tüm eylemlerimiz demokratik çerçevede olacak. Eğer izin çıkarsa hukuk mücadelesine başlayacağız” şeklinde konuştu.

Kazdağlarında maden aranmasına karşı çıkan diğer belde halkının yüzde 99’unun karşı olduğunu belirten Ahmet Çelikkaya, istemediklerini bölgenin turizm açısından çok değerli bir yer olduğunu söyledi.

Küçükkuyu Kültür ve Turizm Derneği Başkanı >Medine Aksoy, Kazdağlarında altın madeni çıkartılmasının Küçükkuyu turizmini olumsuz yönde etkileyeceğini belirterek, “Zaten Küçükkuyu turizmde yeni bir isim yapmaya başlamıştı. Burada halkın büyük gelir kaynağı turizm, zeytincilik, bu bölgede sıcak su ve kaplıca turizmi var. Altın aranması ve siyanür çalışması hem sıcak su kaplıca sularına, hem yeni yapılan turistik tesislerin gerilemesi bu bölgeye bayağı zarar verir” dedi.

Kazdağı Koruma Platformu üyesi Hayri Bindağ ise bu inisiyatifin bir buçuk ay gibi bir sürede oluşturulduğunu ifade ederek, bölgenin bir Bergama gibi olmaması için sivil toplum kuruluşları ve halkın harekete geçtiğini söyledi. Bindağ, Kazdağlarının altının oyulmaması için halk, köylüyü bilinçlendirmeye çalıştıklarını bildirdi. Amaçlarının yer üstü zenginliklerinin altından daha değerli olduğu Kazdağlarında, dünyanın akciğeri olarak nitelendirdiği Kazdağlarının altın madeni yüzünden oyulmasına engel olmak istediklerini söyleyen Bindağ, Altın malinin çıkarılmasının sondajında dahi su yataklarının yerinden kayacağını öne sürerek, “Bitkiler, ağaçlar yıkılıyor. Daha sonrasında kayalardan altın bildiğimiz kadarıyla siyanür ile ayrılıyor. Siyanür çok zararlı bir kimyasal. Tek bayına siyanür değil diğer ağır metalleri harekete geçirdiği için bitkilere, su kaynaklarına karışacak ve Kazdağlarının ölümü demektir bu. Denize kadar siyanürlü su denize karışacak. Kazdağlarının üzerindeki endemik bitkiler, değerler, sular ve oksijen bütün dünyaya yeter” şeklinde konuştu.

Kazdağlarını Koruma Platformunun bir başka üyesi Süheyla Doğan, büyük bir imza kampanyası düzenlediklerini belirterek, çalışmalara çok yoğun bir şekilde devam ettiklerini, halkın kendilerine büyük destek olduğunu, herkesin daha duyarlı olması gerektiğini söyledi.

ÜLKELERİNDE İZİN YOK
Kendi ülkelerinde siyanürle altın çıkarması yasak olan firmalar “Maden bulduk” diye ruhsat alırlarsa, bölgede 300-400 bin ton siyanür kullanılacak. 100 bin ton siyanür havaya karışacak. Yörede buna karşı çevre hareketi hız kazanıyor

Yorum (1) »

Bin pınarlı ida

Kazdağları Homeros`un Bin Pınarlı İda`sı

İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde bulunurlar. Bu nedenle Antik Çağ` da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda yaşamışlardır. Anadolu` da tanrılarıyla ünlenen dağlardan biri de, Troas Olympos` tur.Yani bize daha aşina gelen adıyla ,İDA (KAZDAĞI) dır Efsaneye göre dağ, Çanakkale Boğazı`na adını veren Dardanos`un iki oğlundan biri olan Idaios`dan alır adını. İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları`yla başlar İda`nın hikayesi.
Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda`ya sürer.En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, İda`ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları`nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları`nın önemidir bunun altında yatan.Ayrıca dünyada ilk güzellik yarışması da İda’da yapılmış ve aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek ilk güzellik kraliçesi seçilmiştir burada.
Ancak toplumlarda efsaneler ,kültürel ve sosyal dinamizmlerin etkisiyle oluştukları için, Anadolu Türkleştikçe ve Müslümanlaştıkça , İda Kaz Dağı,Afrodit ‘de Sarıkız olmuş büyük olasılıkla.Yörede en çok inanılan bu efsaneye göre;

Bir zamanlar bu dağdaki köylerden birinde dünya güzeli bir kız yaşarmış babasıyla.. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış.
Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan`ın muhabbetinde, gözü gönlü O`nun aşkındaymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış.

Sarı Kız`ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız`ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz,
“Benim Hak`tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
Gün günden herkesin sabrı tükenmeye, canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük iftiralar köye yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş..
Bir gün köyünün ileri gelenleri Sarı Kız`ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!” diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık görmemiş ama karşı da koyamaz. Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Eğer dağda tek başına yaşarsa,bu onun iyi bir insan olduğunun kanıtı olacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, önünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da başka bir tepede can verir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır, Sarı kız efsanesinde.

Oysa bugün Kazdağlarında yaşanılanlar efsanelerde yaşananlar kadar,zararsız ve masum değil ne yazık ki.Bugün Kaz Dağlarının havasına,suyuna,çam ormanlarına, şeftalisine,elmasına,çileğine, kekik kokusuna sevdalı olanlar “Hayat ,altından daha değerlidir.” diye feryat ediyorlar.Doğa ve tarih hazinesi olan Kaz Dağlarında bugün 32 noktada siyanürle altın arama çalışmaları yapılıyor.
2004 yılında kısmen vetolu çıkartılan 5177 sayılı kanundan dayanak alarak altın arama ruhsatı alan şirketler bugün Kaz Dağları delik deşik ediliyorlar.
Dünyanın ilk üçüne giren oksijen zenginliğine sahip bu yöre, aynı zamanda Kazdağı ardıcıyla botanistlerin cenneti, ekoturizminin en gözde yeri,Orta Asya’dan gelmiş Türkmen ve Yörüklerin doğal etnoğrafik müzesi.
Böylesi bir güzelliği Kanadalı şirketlere peşkeş çeken zihniyetler ,yine 2004 yılında çıkarılan maden yasasıyla 100 bin kilometrekaresi Batı Anadoluda olmak üzere 155 bin metrekarelik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı vermişlerdir. Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir.
Altın arama ve çıkarma işlemi sürerken;
-Kullanılacak 400 bin ton siyanürün 100 bin tonu havaya karışacak
-Bitki örtüsü ve tarım en büyük darbeyi yiyecek
-Dere ve kaynakların aktığı deniz bu kirlilikten nasibini alacak
-Ayrıca bu madenler çalıştığı süre boyunca 1 trilyon ton kadar kayayı kazacak ve bütün Çanakkale ve ilçeleri kadar su tüketecek.
-Su kaynakları hızla kirlenecek.Sondaj çalışması sırasında içme suları bulanmaya başladı bile.

KazDağlarının ve yörenin altını, zeytindir.Zeytin yaprağından nefes almazsa çiçek açamaz.Havaya karışan siyanürü soluyan zeytin çiçek açmaz,mahsül veremez ve kurumaya mahkum edilirse, insana ne etki yapacağını düşünmek bile istemiyor insan.
Dünya litaretürüne geçecek bir çevre felaketini yaşamaya mahkum edilen Kaz Dağları için artık sadece duyarlı olmak yetmiyor.Bergama’da Ovacık Köyünde dazlaklaştırılmış ve oyulmaktan küçülmüş dağları her gördüğümde içim cızzz ederken , Homeros’un bin pınarlı İda’sına bu ihanet nasıl yapılır, anlamakta çok zorlanıyorum.
Bu dünya bizden öncekilerden aldığımız bir emanet ,Çocuklarımıza böylesi kirletilmiş bir dünya bırakmaya hakkımız var mı?
“ Hayat,altından daha değerli dir.”

Yorum Yapılmamış »

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları (İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası)

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları
Homeros İlyada’sında Kazdağları’ndan “İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası” diye bahsediyor. 250 adet olduğu tahmin edilen ayı, sayıları bilinmeyen porsuk, sincap, tilki, karaca ve yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Ama dağların yemyeşil yorganında sivrilen anıt ağaçlarla, mitolojik dağın yabani doğasını tüm hücrelerinizde hissediyorsunuz.

Balıkesir ili Kazdağları, doğası ve mitolojik efsaneleri ile ünlü. Dünyanın ilk güzellik yarışmasının mekanı, Truva savaşlarının yapıldığı yer. Truva’nın fethi sırasında tarihe tahta at hilesi olarak geçen Truva atı, yine bu dağın ağaçları kullanılarak yapılmış. Mitolojik adı “İda” olan Kazdağlarının ağaçları, İstanbul’un alınışı öncesinde Fatih Sultan Mehmet’in emriyle Adana çevresinden getirilen ve Toroslar’ın ağaçları üzerine çalışan yörüklerin burada yaptığı ve teknelerin Haliç’e indirilmesinde kullanılan tahta kızaklar için kullanılmış. Ezine, Bayramiç, Ayazma, Yeşilyurt, Adatepe köyleri, Mıhlıçay Başdeğirmen, Zeus Altarı, Dereçatı, Fidanlık mevkii, Sarıkız tepesi, Şahinderesi kanyonu, Tahtakuşlar Çamlıbel köyü, Manastır deresi, Sutüven şelalesi, Hasan Boğuldu mevkii, Kavurmacılar köyü, Güre ve kaplıcaları, Küçükkuyu, Altınoluk gibi çeşitli merkezleri, daha önceki yazılarda ilk kez fotoğraflayıp değinmiştim. Bu kez yine ilki sizinle paylaşıyor, şelale ve treking alanı olarak kullanılan Ayıdere’ye gidiyoruz.

Ayıdere turu
Tura katılanlar sabah 10:00′a doğru hareket noktası olan Altınoluk limanındaki Mare Monte Oteli bahçesinde toplanmaya başlıyorlar. Hepsinin gözlerinde bir kıvılcım, bir sevinç, serüven öncesi heyecan görülüyor. Lastik ayakkabılar, şortlar, sırt çantaları, şapkalar ve ille de fotoğraf makineleri alınmış. Soğuk kumanyalar ve içecekler tura katılanlar için hazırlanırken, diğer tarafta her zamanki kararlı, soğukkanlı, otoriter tavırlarıyla grubu dağa çıkaracak olan Erinç Ersöz; Orman Bölge Müdürlüğü’ne o günkü turun yazışmalarını yapıyor, araç sayısını ve plakalarını, güzergâhı, katılımcı sayısını ve giriş-çıkış saatlerini bildirip izinleri alıyor. İzinin verilmesiyle tura katılanlarla minibüse binerek Ayıdere yolunda ilerlemeye başlıyoruz. Altınoluk’tan sonra Edremit yönünde 10 km ilerleyerek Zeytinlik sapağından Mehmet Alan köyüne geliyor, orman görevlilerine göründükten sonra tırmanmaya başlıyoruz. Bu yol Sarıkız tepesine çıkıyor. Sağa ayrılıp devam ettiğinizde ise Ören deresi ile karşılaşıyorsunuz. Bu dere Ayıderesi ile birleşiyor. Sonra aynı dereye Vallah deresi karışıyor ve Eren deresi ile kavuşuyor. Yamaçlar, eteklerde zeytin ağaçları ile kaplı. 500 metre yükseklikte zeytinler yerlerini çam ağaçlarına bırakıyor. Farklı gövdeleri olan anıt ağaçlar, dağların yemyeşil yorganı arasında sivriliyor. Hava serinliyor, koku değişiyor ve mitolojik dağın yabani doğasını buram buram hissetmeye başlıyorsunuz. Ayıdere turu 10:00′da başlayıp 17:00′ye kadar sürüyor. 25 km çıkışta, 25 km de inişte olmak üzere toplam 50 km yol kat ediliyor. Bunun 3-4 km’si dere yatağında su içinde yürüyerek geçiliyor. Tura katılanların yaş ortalaması düşükse, yürüyüş daha da uzatılabiliyor. Tempo aynı olmasa da, 5 yaşındaki çocuklar da, 70′likler de bu yürüyüşte yerlerini alıyorlar. Kişi başı 10 milyon ödenen turda, yol üzerinden mevsime göre kekik, böğürtlen, kuşburnu toplanıyor. Kurumuş dağ çiçeklerinden demetler yapılıyor. Daha önce ehlileştirilmiş yavru ayılar, doğayla uyumlarını kaybetmemeleri için dağa bırakılmış. Kazdağları’nda ayı sayısının 250 adet olduğu tahmin ediliyor. Porsuk, sincap, tilki, karaca ve çok sayıda yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Milli parklarda statü gereği avcılık yasak olduğu için av yapılmıyor. Ormancı ve jandarmalardan oluşan askeri kamyon, devriye görevi yapıyor. Ağaçlar üzerine çalışan orman işçilerinin ve kamyonlarının ormanı terk etme saatlerini denetliyor.Araçtan ayrılıp dere yatağına inen yürüyüş başlangıcında, Erinç Ersöz kısa bir bilgilendirme ile doğanın heyecan verici ortamında yapılmaması gerekenleri tekrar hatırlatıyor. Ardından yüzme bilmeyen, ama göle girmek isteyenler için getirilen yelekler takılıyor. Engebeli arazide yamaçlardan, kayalar arasından inip çıkarak ilerleyenler, doğaya karşı bir zafer kazanma arzusu ile karşılaşılan tüm engelleri yardımsız geçmeye çalışarak, kendilerine olan güvenlerini tazeliyorlar. Gelinen şelale noktasında gölde yüzülüyor. Duş gerektirmeyen derenin kar ve kaynaklardan oluşan soğuk ve tertemiz suyunda dinçleşen tur katılımcıları, suların akış yönünde kanyon yolculuğuna devam ederken, su debisinin ve seviyesinin yüksek olduğu dere yatağında birbirinden ilginç ağaç gövdeleri ve devasa kayalar arasındaki yolu kat ediyorlar. Dönüşe geçildiğinde dere yatağından tepeye, gökyüzünün görülmediği sıklıkta ağaçlar arasından oldukça dik bir yamaca tırmanan yürüyüşçüler, oksijen bolluğu, temiz havanın verdiği enerji ve açılan iştahları ile araçtan ayrıldıkları noktada bir başka şelaleye geliyorlar. Burada bekleyen tur görevlisi tarafından ikram edilen köfte, yumurta, domates, salatalık ve peynirden oluşan soğuk kumanyayı, cola ve bira gibi soğuk içecekler eşliğinde büyük bir iştahla yiyerek, doğanın ve çevrenin keyfine varıyorlar. Çekilen fotoğraflara kavuşmanın sabırsızlığını yaşayanlar, ormanın doyulmayan bitki kokusu içinde Altınoluk’taki Mare Monte Oteli’ne dönüyor ve çay ikramı sonrasında haftada 3 kez değişik noktalara tekrarlanan bir başka dağ turunda buluşmak üzere ayrılıyorlar.
Mare Monte Tur
Tel: (0-266) 396 17 30

Zeytinyağının merkezi
İtalyanlar’ın zeytinyağı haritalarında, dünyanın en iyi yağları diye yeşil hatla belirttikleri Edremit Körfezi, gerçekten de sızma zeytinyağında haklı bir şöhrete sahip. Ege sofra kültüründe önemli bir yer tutan, yemeklere lezzet katan, zeytinyağlı yemeklerin, otlu meze ve salataların baş tacı zeytinyağı, Altınoluk’ta daha bir öne çıkıyor. Yöre halkı her derde deva dedikleri yağı, sabah kahvaltılarında adeta içiyorlar. Aroma, renk ve berraklık iştah açarken, yöre zeytinleri de yağ satan dükkânlarda hediyelik özel şişelerde sunuluyor. Altınoluk meydanında yağ satan Burhan Uzun, yağın ve zeytinin oluşumunda bitki ve toprağın önemine değinerek Altınoluk, Gömeç ve Ayvalık’ta dünyanın en iyi yağlarının üretildiğini belirtiyor. İtalyanlar’dan satın alınan tesislerde eskiden günde 70 çuval işlenirken; kapasite 400 çuvalı aşarak, üreticiye yağı ne zaman istediği sorulur hale gelmiş. Paletlere verilip yıkanarak çekirdeğinden ayrılan zeytin, yağ olarak çok kısa sürede üreticiye veriliyor. 0.7 asitli, yani 1 dereceden düşük yağ 2 milyondan satılırken, Haziran ayında tüm üreticiler yağlarını aktararak tortu bırakan has yağı asitten kurtarıyorlar. Tortu sabun yapımında değerlendiriliyor. 0 ile 1 asitli filtreden geçen yağa, “sızma” deniyor.

Yorum (2) »

kazdağları (kaz dağları) video görüntüleri, slayt gösterisi

kazdağları (kaz dağları) video, slayt gösterisi, youtube, video indir, video izle, görüntüleri

Yorum Yapılmamış »

Kaz Dağları astımlılara şifa verecek

Kaz Dağları astımlılara şifa verecek
İsviçre’deki Alp Dağları’nın ardından, oksijen yoğunluğu açısından dünyada ikinci sırada yer alan Kaz Dağları, astım hastalarını tedavi edecek.

Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldesinde, Kaz Dağları eteklerinde kurulan hastane daha açılmadan yoğun ilgi görmeye başladı. Türkiye’nin ilk astım hastanesi olma özelliğine sahip hastanede modern teknolojinin yanı sıra bölgenin iklimsel özellikleri kullanılacak.

Mitolojide İda Dağı olarak anılan Kaz Dağları, şimdi de şifa arayan astım hastaları için umut oldu..
İsviçre’deki Alp Dağları’nın ardından, oksijen yoğunluğu açısından dünyada ikinci sırada yer alan Kaz Dağları’nda yapımına başlanan Türkiye’nin ilk astım hastanesinin yapımına devam ediliyor..
6 yıl önce inşaatına başlanan astım hastanesini yaptıran Aysel Erbudak, şimdiden bir çok hastayla bağlantı kurulduğunu ve yoğun ilgi gördüğünü söyledi.
Altınoluk’un CHP’li Belediye Başkanı İsmail Aynur da, Şahindere kanyonunun girişinde yapımına başlanan 240 yataklı hastanenin sağlık turizmine büyük katkı sağlayacağı görüşünde.

ŞAHİNDERESİ KANYONU
İsviçre Alpleri’nden sonra Altınoluk’u dünyanın ikinci oksijen çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi kanyonu geliyor. Beldede hava sirkülâsyonunu sağlayan kanyon, Kaz Dağları’ndan çektiği çam kokulu oksijen yüklü havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokusunu dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor.

NTV

Yorum Yapılmamış »

Küçükkuyu - Küçük Çetmi Köyü ve Afrodit Kaplıcası - Adatepe Köyü ve Zeus Altarı - Mıhlıçay - Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi

Kaz Dağları’nın eteklerinde

Küçükkuyu

“Ege’nin mavisi ile İda’nın yeşili arasında öyle bir yer vardır ki, orada keskin kekik kokuları içinde lezzetli zeytin çeşitleri ile yaptığım kahvaltının tadını hiçbir yerde bulamadım. İşte orası Gargara’dır.”

Yukarıdaki sözleri İliada Destanı’nda Homeros tanrılar tanrısı Zeus’un ağzından yazıyor.

Gargara antik kenti bugünkü Küçükkuyu’nun geçmişidir. Ancak yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığından bu tarih şimoilik biraz sisler altında.

1998′de yapılan araştırmalarda Gargara antik yerleşiminin ilk yerinin Nusratlı Köyü kuzeyindeki Kocakaya Tepe’de olduğu, daha sonra Arıklı Köyü’nün doğusundaki Zindan Tepe’ye taşındığı belirlendi.

Kentin bilinebilen tarihi İ.Ö. 6. yy’a kadar uzanıyor.

Küçüklü büyüklü konaklama tesislerinin bulunduğu Küçükkuyu sahil kıyısına uzunlamasına yayılmış bir sahil beldesi. Kumsallı plajları, temiz denizi, bol balığı ile bir sahil yerleşimi ama İda Dağı’nın eteklerinden yukarılara doğru bir başka güzellik de sahille rekabet ediyor.

Kaz Dağı’nın (İda) eteklerinde

Küçükkuyu çevresinde doğal güzellikler içinde eski dokusunu koruyan köyler, buz gibi suları ile pınarlar, İda Dağı’nın yükseklerindeki kaynaklardan çıkan temiz suları ile denize koşan dereler, dereler üzerinde şelaleler, zeytin ağaçları, sonra çamlar, sonra muhteşem bir flora ve fauna…

Ve bir de mitolojik öyküler, daha yakın tarihin efsaneleri.

Yeşilyurt Köyü (Büyük Çetmi)

Küçükkuyu’nun batı yönünden ayrılıp kısacık bir yolculukla ulaşılan köy yöreye özgü Nusratlı taşı ile yapılmış evleri ile mimari bir bütünlük içinde. Çok güzel ve iyi durumda taş konakların bulunduğu köyde betonarme yapı yapılmıyor ve köyün dokusu köylülerin sahip çıkmasıyla korunuyor. Büyük kentlerden gelenler de eski evleri satın alıp restore ederek yerleşiyorlar.

Deniz’in iyotlu havası ile Kazdağları’nın bol oksijeninin birbirine karıştığı önü mavi arkası yeşille kuşatılmış köyün çevresinde yerel mimarı dokuyla uyumlu küçük moteller bulunuyor.

Deniz, orman, dağ ve kültürü birleştiren zenginlikte bir turizm türü doğuyor.

Küçük Çetmi Köyü ve Afrodit Kaplıcası

Şirin ve tarihi dokusu bozulmamış bir köy daha! Rivayete göre iki iki kardeşin biri Büyük Çetmi (Yeşilyurt) diğeri Küçük çetmi köyünü kurmuşlar. Oğuz Türkleri’nin Çepni boyundan oldukları İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından önce buraya yerleştirildikleri anlatılageliyor.

Temiz havası, zeytin ve çam ağaçları, taş evleri, tarihi camisi ile güzel bir köy.

Köyün hemen yakınındaki Afrodit (Aphrodite) Kaplıcaları antik çağdan beri bilinen bir termalkaynak. Çevre köylerde Helenik mitoloji ile Türkmen söylencelerinin birbirine karıştığı çok sayıdaki öyküden birisi de bu kaplıcalar için anlatılıyor. Tanrıça Afrodit’in burada yıkandıktan sonra güzellik tanrıçası olduğuna kadar uzanan öyküler…

42 Derece sıcaklıktaki suyunun bir çok hastalığa iyi geldiği laboratuvar araştırmaları ile de kanıtlanmış olan kaplıcaların konaklama ve banyo tesislerinin yetersizliği yöre turizminde hakettiği yeri almasını önlüyor.

Yörede gelişen turizm yakın gelecekte burası ve Kazdağları’ndaki başka termal kaynakların bir Wellness turizmi (sağlık-güzellik) merkezi olacağının sinyallerini veriyor.

Adatepe Köyü ve Zeus Altarı

Küçükkuyu’dan yörenin en popüler köyü sayılabilecek Adatepe’ye doğru çıkan kısa asfalt yol çamlar arasında yükseliyor. Köyün popülerliği doğal ve mimari güzelliği yanında bir gurup entellektüelin köyden ev alıp yerleşmeleri ile başladı. Köyün terkedilmiş eski okulu olan ve Taş Mektep diye anılan yapıyı elden geçirip yazları burada felsefe, sanat tarihi, mitoloji konularında derler verilen bir yaz okulu haline getirildi. Özel olarak bu dersler için kentlerden gelenlerin yanısıra çevreye tatil için gelen meraklıların da katıldığı derslerde Türkiye’nin tanınmış bilim, kültür, sanat insanları ders veriyorlardı.

Son yıllarda açılamayan bu yaz okulunun yeniden canlandırılması için çalışılıyor.

Köyün evleri taş ve birbirinin manzarasını kapatmayacak şekilde konumlanmış. Harap duruma gelen evlerin çoğu eski taş ustaları tarafından aslına uygun halde restore edildi. Bu çalışmalar evleri satın alan kentliler çoğaldıkça artarak sürüyor.

Eskiden Türk ve Rumların birlikte yaşadığı, bu nedenle ortak bir kültürü ve iki kültürün farklı renklerini yansıtan Adatepe Köyü koruma altında.

Köyde kahve ve yiyecek bir şeyler bulunuyor. Oldukça da çok ziyaretçisi oluyor.

Sahiller yerine daha güvenli yüksekliklere yerleşme kültürü Türkiye’nin bir çok yöresinde olduğu gibi burada da vardı. Bir dönem daha çok Rumlar sahile yakın yerlerde, Türkler ise biraz daha yükseklerde, dağ eteklerinde yerleşirlerdi. Zamanla her iki tarz yerleşim arasında geçişler de oldu.

Köyün restore edilmiş güzel evlerinden birisi Hacı Mehmet Ağa Konağı eski bir Türk evi. Zağnos Paşa’nın karısının yaptırdığı söylenen köy camisi ile aynı dönemde yapılmış.

Zeus Altarı

Köyün girişinde ayran, gözleme gibi yiyeceklerin satıldığı kır lokantasının yanından sağa dönen ve motorlu taşıtla girilemeyen yol Zeus Altarı’na çıkıyor. Onbeş dakika kadar çamlar arasında yürümek gerekiyor.

Zeus Altarı denilen yerin aslında kazılmakta olan Antandros kentiyle veya Gargara kentiyle bir ilgisi olabileceği düşünülüyor.

Aslında buranın tanrılara kurbanlar sunmak üzere yapılmış bir sunak olduğu söylenebilir. Taş duvarla örülmüş küçük bir oda kadar olan ve içinde su bulunan sarnıç halk arasında Zeus mağarası diye adlandırılıyordu.

Hameros7un İlyada Destanı’nda “Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı” diye sözettiği ve İda’da olduğunu söylediği sunaktan kalmış bir parça da olabilir.

Zeus Altarı’nın yakınında Çanakkale Savaşı’nda yararlık göstermiş ve halkın yatır saydığı Erdem Dede’nin mezarı da bulunuyor.

Bu tepenin tarih dışında sunduğu muhteşem bir de manzara var. Kıyı yerleşimleri ile uzun bur sahili, mavilikleri çam ağaçları arasından gören panoramik bir manzara.

Mıhlıçay

Mıhlıçay İda Dağı’ndan doğup yüksek eğimi ile koşarcasına Ege Denizi’ne ulaşan akarsulardan birisi.

Hem piknik alanı hem de trekking parkuru olarak değerlendiriliyor. Yüzmek isteyen gençleri de çekiyor. Küçük şelalelerin oluşturduğu derin havuzlara kayaların üzerinden atlıyorlar. Hatırlatmak gerekir ki su oldukça soğuk.

Patika yol önce Başdeğirmen mıntıkasına getiriyor. Rumlardan kalma bir değirmen, restore edilmiş. Değirmen taşları ve su yolları görülebiliyor. Değirmen hakkında bekçisinden bilgi alabilirsiniz.

Değirmenin karşısında ise kemerli bir köprü var ve üzerinden geçiyorsunuz. Romalılardan kalma köprü, Troia’ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktasıymış. Şimdi trekkingcilere ve zeytincilere yol veriyor. Çevresi çam, çınar, zeytin, tesbih, defne, incir, ayva, armut ağaçları ve kekiklerle, böğürtlenle dolu dolu Mıhlıçay’a üretme çiftliklerinden alabalık ve sazan yavruları bırakılmış. Çiftlik balıkları doğal ortamda büyüyüp türlerinin ana özelliklerine dönmüş ve çiftlik balıklarında olmayacak kadar lezzetlenmişler.

Değirmenden yukarı yol yok. Dere içinden, kıyısından, bazen de kayalar üzerinden akış yönüne doğru ilerliyorsunuz. Kademe kademe yükselirken önünüze irili ufaklı şelaleler çıkıyor. Ve sonunda yüzülebilir çap ve derinlikte bir göletle karşılaşılıyor. Ama asıl güzellik gölün arkasında gizli. 15-20 metre ilerleyince dik kaya-duvarlarla çevrili bir odaya girilmiş gibi oluyor. Ve kulakları uğuldatarak göle dökülen şelale karşınızda duruyor.

Gölün derinliği neredeyse 30 metre. Tabanın koyulaşan rengi ürkütücü. Maceracı gençler 15-20 metre yükseklikteki kayadan gölün buz gibi sularına atlıyorlar.

Yazın sıcak günlerinde göle girip, şelale altında bir süre kalınabilir Suyun yazın da buz gibi olduğunu unutmayın.

Bölgeye seyahat acentaları trekking turları da düzenliyor.

Kazdağları’nda Trekking ve jeep safari

Kazdağları’nın bir bölümü Milli Park ve buraya girmek için izin gerekiyor. Kişisel istekler uygun görülmüyor. Hem dağın hem de insanın güvenliği açısından bu gerekli. Gerek büyük kentlerde gerekse yörede seyahat acentalarının düzenlediği turlara katılmak en iyi çözüm.

Jeep safari ormaniçi ham yollarda yapılıyor.

Trekking için ise sayısız denilebilecek kadar çok parkur var. Parkurların güçlük dereceleri de farklı.

Bazıları zirveye kadar çıkan çadır konaklamalı turlar, bazıları daha yumuşak günübirlik turlar. Traktör romörkleriyle belirli bir yakınlığa kadar çıkıp oradan zirveye yürünen turlar da yapılıyor.

Bu turlarda kesinlikle ateş yakılmıyor. Yemek soğuk kumanya ile hallediliyor.

Çok zengin fauna ve özellikle de floraya sahip bölgede eskiden bitki toplama turları yapılıyordu. Endemik (dünyada sadece Kazdağları’nda bulunan) 26 çeşit bitki belirlenmiş. Endemik olmayan ama Türkiye’de sadece kazdağı’nda bulunan 15 tür de belirlenmiş.

Bu bitkiler dünye mirasının bir parçası. Bu bitkilerin bilerek ya da bilmeyerek koparılması tehlikesinden dolayı bu turlara artık izin verilmiyor. Rehber eşliğinde ve izinle yapılan turlar serbest. Bitkilerin fotoğraf ve filmleri çekilebilir ve seyredilebilir.

Şifalı otlar bakımından da zengin olan Kazdağları’nda yerel kültürün bir parçası olarak bir çok ot sağlık amacıyla çeşitli biçimlerde kullanılıyor.

Burada uzmanların uyarısına kulak vermekte yarar var. Bitkiler çok eski çağlardan beri sağaltım amacıyla kullanılıyor. Günümüz modern ilaçlarının da çoğu bitkilerden yararlanarak yapılıyor ancak yörede yemek yapılan otlar dışında sağaltım için kullanılan otlar konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Çok bilinen ve kullanılan bazı ot çayları bile fazla içildiğinde sorun yaratabiliyor.

Mitolojik öykülerde Zeus’un kartal şekline girerek yakışıklı Ganymedes’i Olympos’a kaçırdığı ve güzel delikanlının tanrılar gibi Ambrossia yiyip Nektar içerek ölümsüz olduğu anlatılıyor ama son sözü tıp bilimine, eczacılığa bırakmakta yarar olduğu unutulmamalı.

Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi

Zeytin Akdeniz’le özdeşleşmiş efsanevi bir ağaç. Bir çok inançta BüyükTufan’ın bittiği haberinin Nuh Peygambere bir martının kanadında gelen yeşermiş zeytin dalıyla bildirildiği anlatılır.

Sonra ağzında zeytindalıyla bir güvercine dönüşen ve dünyada barışın simgesinin de buradan kaynaklandığı düşünülebilir.

Zeytin ve zeytinyağı bir besin olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdı tarih boyunca, bugün de böyle. Zeytin yöre insanının hem ekonomik hem de kültürel yaşamında belirleyici bir etkiye sahip olageldi.

yy’da Latin yazar Lucius Junius Moderatus Columele zeytinle ilgili görüşleri çok iyi özetliyor: “Ole prima arborum omnium est / Zeytin tüm ağaçların ilkidir.”

2004 Atina olimpiyatlarında kazananların başına takılan zetindalından taç da Antik Çağ’dan gelen bir kültürdür.

Büyük kentten gelip Adatepe’yi keşfedenlerden birileri zeytine ve zeytinyağına merak salmış. Uzun ve zorlu araştırmalarla uğraşırken eski bir sabun fabrikası bulup satınalmışlar. Kuruluş tarihi bilinmeyen fabrikada çalışma sisteminde hiçbir değişiklik yapılmamış. Sadece hijyenik koşulların yaratılması için zorunlu olan şeyler yapılmış.
Ve üretim başlamış.

Müzede zeytinyağı teknolojisinin Romalılardan beri geçirdiği evreler eski preslerle anlatılıyor. Türkiye’deki zengin zeytincilik geleneğine ait pek çok obje de açıklamalı

olarak sergileniyor. Zeytin toplama aletler, zeytinyağı ticaretinde kullanılan amforalar, eski zeytinyağı kandilleri, zeytinyağı üretiminde kullanılan çeşitli aletler, eski zeytinyağı şişesi etiketleri zeytinyağının kültürel boyutunu hatırlatıyor.

Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nde zeytinyağı üretimi de devam ediyor.

Elle toplanan zeytinler önce taş değirmenlerde ezilip hamur haline getiriliyor. Daha sonra elde edilen bu zeytin hamuru hindistancevizi liflerinden yapılmış torbaların arasına konularak hidrolik preste sıcak su verilmeden yavaşça sıkılıyor. Ve nefis doğal bir zeytinyağı elde ediliyor.

Müze’nin bahçesinde meraklılara geleneksel usulle zeytinyağı sabunu yapılması da gösteriliyor.

Yorum (1) »

Kazdağları’ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Kazdağları'ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Kazdağları’ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Dağ ve deniz turizminin bir arada yaşandığı Kazdağları tatilcilerin yeni gözdesi.

Ege ve Akdeniz sahillerinde her yaz vahşi bir “deniz-güneş-kum” turizmi yaşanır. İnsanlar 40 derece güneşin altında kavrulmak için saatlerce mesai harcar. Bu vahşi deniz turizmini tamamlayan bir başka şey de “görünme” turizmidir. Yani tatil köylerindeki trendy beach club’larda son model mayo ve onu tamamlayan kıyafetlerle arz-ı endam etmek… Tatil denince nedense hemen hepimizin aklına bu tip bir görüntünün dışında başka bir şey gelmez. Oysa Türkiye çok farklı tatil anlayışları sunabilecek bir kapasiteye sahip. Bu tarz alternatif tatil olasılığı bulunan yerlerden biri de İstanbul’a çok yakın konumdaki Kazdağları. Oksijen oranı açısından dünyanın sayılı bölgelerinden biri olan Kazdağları, doğası, denize olan yakınlığı, köy yaşantısı ile buraya gezmeye gelenleri adeta büyülüyor. Sadece yaz aylarında değil ilkbahar ve sonbaharda da özellikle hafta sonlarında büyük metropollerden sıkılanların akınına uğruyor. Özellikle bir yüzünü körfezin eşsiz deniz manzarasına bir yüzünü de çam ağaçları ile bezeli dağlara çevirmiş köyler, yürüyüş ve treking parkurları, tarihi ve turistik yerleriyle Edremit körfezi başlı başına bir cazibe merkezi.

ALTERNATİF BİR KÖY
Kazdağları’na olan bu büyük ilgi ilk olarak Çanakkale’ye bağlı bulunan Yeşilyurt köyü ile başladı. Yaklaşık 10 yıl önce burada açılan ilk butik otel sayesinde köydeki diğer evler de yavaş yavaş turistik açıdan yeniden düzenlendi. Şimdi köyün meydanında restorandan kafeye, şarap evinden otele her türlü turistik işletmeye rastlamak mümkün. Çetmihan burada açılan otellerin ilklerinden. Manici Kasrı, Yeşilyurt Evleri gibi çam ağaçları arasında konumlanmış, eşsiz bir doğa ve yöreye özgü yemekler sunan sayısız butik otel ve kafe ile Yeşilyurt Köyü Edremit’e gelen tatilcilerin ilgi odağı. Yüzü deniz görmese de sahile uzaklığı sadece iki kilometre. Bu bölgeyi tam anlamıyla gezip görmek isteyenler için otomobil şart. Otomobil hem buradaki dağ köylerinin hem de denizin keyfini sürmeyi kolaylaştırıyor. Dağ köyleri ile deniz kıyısı arasındaki ulaşım ise 5-10 dakikayı geçmiyor. Yeşilyurt Köyü’nden sonra şimdilerde yıldızı parlamaya başlayan bir başka köy de Altınoluk Köyü. Bir yüzü Kaz dağlarına bir yüzü Edremit körfezine bakan eski adıyla Papazlık yeni adıyla Altınoluk köyü son yıllarda metropollerden bıkan ve alternatif yaşam arayışı içindeki insanların akınına uğruyor. Altınoluk köyü Altınoluk ilçesinin merkezine de sadece 2 kilometre mesafede. Eski köy yaşantısı bir yandan devam ederken bir yandan da size her türlü lüksü sunabilecek mekanlar bulunuyor. Burada şimdilerde eski Rum konaklarının yeniden restore edilerek turizme kazandırılması projesi hız kazanmış gibi görünüyor. Bunların ilki kısa bir süre önce butik otel olarak hizmete açılan Çeşmeli Konak. Birkaç yıldır ekoloji fuarları düzenleyen ve ekolojik tarıma büyük ilgi duyan içmimar Tufan Atalayman tarafından yeniden restore edilmiş. Konakta yediğiniz her şey doğal ya da ekolojik. Midillili bir tüccar tarafından 150 yıl önce yaptırılan konağın iç dekorasyonu da konsepte uygun olarak döşenmiş. Atalayman; “Burayı ticari amaçla açmadık. Amacımız, bu binayı korumak, buradan zevk almak ve insanların da zevk almasına çalışmak” diyor. Kazdağları’ndaki diğer otellerde olduğu gibi Altınoluk’taki butik otellerde de her şeyin doğal olmasına dikkat ediliyor. Zaten yörenin bitkileri ile yapılan yemekler, zeytin ve zeytinyağı sofradan hiç eksik olmuyor. Altınoluk Köyü’nün bir başka özelliği de içme suyunun Kazdağları’ndan gelen kaynak suyu olması. Çeşmeli Konak’a adını veren çeşme de bu kaynak suyun aktığı köydeki sayısız çeşmeden biri. Zaten köydeki diğer çeşmelerden kaynak suyu almaya gelen çevre sakinlerinin oluşturduğu uzun kuyruklar dikkati çekiyor.

RUM EVLERİ
Altınoluk Belediyesi de Çeşmeli Konak ile birlikte köyün turizme kazandırılması için kolları sıvamış. Köydeki Rum evleri ve konaklarının turizme kazandırılmasını istediklerini söyleyen Altınoluk Belediye Başkanı İsmail Aynur, “Köyü eski gelenekleriyle yaşatmak istiyoruz. Şirince gibi Rum evlerini turizme kazandıracağız” diyor. Yine en az 150 yıllık bir tarihe sahip Abdullah Efendi Konağı kültür merkezine dönüştürülmüş. Yanındaki bina da kısa süre sonra yine belediye tarafından butik otel olarak hizmete sokulacak. Köyün meydanı da trafiğe kapatılarak eski köy havasını koruması sağlanacak. Yan yana bulunan 15 civarındaki Rum evi bir alışveriş sokağı halinde düzenlenecek. Altınoluk köyündeki ikinci butik otel ise buraya 17 yıl önce yerleşen Dr. Levent Özdemir tarafından kısa bir süre önce açılmış. Molva Han Pansiyon 130 yıllık 6 odalı bir Rum konağı. Bu konağın mimarı Midillili olduğu için Midilli’deki hükümet konağı ile aynı özelliklere sahip. Konağın içindeki en yeni eşya ise 80 yıllık. Dr. Levent Özdemir, “Lüks bir otel konforu sunmasak da bol oksijenli ortam ve organik gıdalarla doğal ve sade bir yaşam sunuyoruz” diyor. Denize yakınlığı ile de dikkat çeken Altınoluk Köyü, korunan otantik havası, butik pansiyonları ve belediyenin düzenlemelerinden sonra gelecek aylarda kendisinden daha çok söz ettirecek gibi görünüyor.

Aynur Erdem

Yorum (1) »



kazdağları, kazdağları resimleri, fotoğrafları, çanakkale, küçük kuyu, altın arama çalışmları, siyanür, siyanürle, nerede, küçükkuyu, tatil, otel, deniz kenarı, ege denizi, dağ, ida dağı, afrodit, güzellik, sarıkız, efsaneler, ilginç, fotoğrafları, kazdağları fotoğrafları, kazdağı, siyanürle altın arama şirketi, çanakkale temiz hava, gezilecek yerler, görülecek yerler, doğa, kaz dağları ulaşım, kazdağları resimleri, en güzel, nasıl ulaşırım, nasıl gidilir, seyahat, tatil, kazdağları ida dağı ilyada