Bin pınarlı ida
Kazdağları Homeros`un Bin Pınarlı İda`sı
İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde bulunurlar. Bu nedenle Antik Çağ` da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda yaşamışlardır. Anadolu` da tanrılarıyla ünlenen dağlardan biri de, Troas Olympos` tur.Yani bize daha aşina gelen adıyla ,İDA (KAZDAĞI) dır Efsaneye göre dağ, Çanakkale Boğazı`na adını veren Dardanos`un iki oğlundan biri olan Idaios`dan alır adını. İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları`yla başlar İda`nın hikayesi.
Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda`ya sürer.En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, İda`ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları`nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları`nın önemidir bunun altında yatan.Ayrıca dünyada ilk güzellik yarışması da İda’da yapılmış ve aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek ilk güzellik kraliçesi seçilmiştir burada.
Ancak toplumlarda efsaneler ,kültürel ve sosyal dinamizmlerin etkisiyle oluştukları için, Anadolu Türkleştikçe ve Müslümanlaştıkça , İda Kaz Dağı,Afrodit ‘de Sarıkız olmuş büyük olasılıkla.Yörede en çok inanılan bu efsaneye göre;
Bir zamanlar bu dağdaki köylerden birinde dünya güzeli bir kız yaşarmış babasıyla.. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış.
Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan`ın muhabbetinde, gözü gönlü O`nun aşkındaymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış.
Sarı Kız`ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız`ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz,
“Benim Hak`tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
Gün günden herkesin sabrı tükenmeye, canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük iftiralar köye yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş..
Bir gün köyünün ileri gelenleri Sarı Kız`ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!” diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık görmemiş ama karşı da koyamaz. Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Eğer dağda tek başına yaşarsa,bu onun iyi bir insan olduğunun kanıtı olacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, önünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da başka bir tepede can verir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır, Sarı kız efsanesinde.
Oysa bugün Kazdağlarında yaşanılanlar efsanelerde yaşananlar kadar,zararsız ve masum değil ne yazık ki.Bugün Kaz Dağlarının havasına,suyuna,çam ormanlarına, şeftalisine,elmasına,çileğine, kekik kokusuna sevdalı olanlar “Hayat ,altından daha değerlidir.” diye feryat ediyorlar.Doğa ve tarih hazinesi olan Kaz Dağlarında bugün 32 noktada siyanürle altın arama çalışmaları yapılıyor.
2004 yılında kısmen vetolu çıkartılan 5177 sayılı kanundan dayanak alarak altın arama ruhsatı alan şirketler bugün Kaz Dağları delik deşik ediliyorlar.
Dünyanın ilk üçüne giren oksijen zenginliğine sahip bu yöre, aynı zamanda Kazdağı ardıcıyla botanistlerin cenneti, ekoturizminin en gözde yeri,Orta Asya’dan gelmiş Türkmen ve Yörüklerin doğal etnoğrafik müzesi.
Böylesi bir güzelliği Kanadalı şirketlere peşkeş çeken zihniyetler ,yine 2004 yılında çıkarılan maden yasasıyla 100 bin kilometrekaresi Batı Anadoluda olmak üzere 155 bin metrekarelik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı vermişlerdir. Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir.
Altın arama ve çıkarma işlemi sürerken;
-Kullanılacak 400 bin ton siyanürün 100 bin tonu havaya karışacak
-Bitki örtüsü ve tarım en büyük darbeyi yiyecek
-Dere ve kaynakların aktığı deniz bu kirlilikten nasibini alacak
-Ayrıca bu madenler çalıştığı süre boyunca 1 trilyon ton kadar kayayı kazacak ve bütün Çanakkale ve ilçeleri kadar su tüketecek.
-Su kaynakları hızla kirlenecek.Sondaj çalışması sırasında içme suları bulanmaya başladı bile.
KazDağlarının ve yörenin altını, zeytindir.Zeytin yaprağından nefes almazsa çiçek açamaz.Havaya karışan siyanürü soluyan zeytin çiçek açmaz,mahsül veremez ve kurumaya mahkum edilirse, insana ne etki yapacağını düşünmek bile istemiyor insan.
Dünya litaretürüne geçecek bir çevre felaketini yaşamaya mahkum edilen Kaz Dağları için artık sadece duyarlı olmak yetmiyor.Bergama’da Ovacık Köyünde dazlaklaştırılmış ve oyulmaktan küçülmüş dağları her gördüğümde içim cızzz ederken , Homeros’un bin pınarlı İda’sına bu ihanet nasıl yapılır, anlamakta çok zorlanıyorum.
Bu dünya bizden öncekilerden aldığımız bir emanet ,Çocuklarımıza böylesi kirletilmiş bir dünya bırakmaya hakkımız var mı?
“ Hayat,altından daha değerli dir.”