» 2008 » Ocak » kazdağları, kaz dağı, dağları, kazdagi, kaz dagi, daglari, altın arama, resimleri, konumu, fotoğrafları, çanakkale, bayramiç, seyahat, tur, ida mountain

Sayfa : Ocak, 2008

Başka Kazdağı yok, Kazdağlarında hayat altından değerlidir

Altın madenleri için sondaj izni verilen 11 firma, Kaz Dağları’nı delik deşik ederek adeta köstebek yuvasına döndürdü.

Bölgede altın madeni aranmasına yöre halkı sert tepki gösterirken, maden yasasının iptali için imza kampanyası düzenlendi. Sosyal kuruluşlar Kazdağları Koruma Platformu adı altında bir dernek kurma çalışması başlattı. Türkiye’nin oksijen deposu Kaz Dağları’nda bazısı yabancı ortaklı 11 firma 37 noktada altın arıyor. Sadece bir firmaya 38 bin dönüm arazide sondaj izni verilmiş. Daha ön kazı aşamasında asırlık kayın ve çam ağaçları dozerlerle yıkıldı.

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesi Ahmet Kayası mevkiinde aranan ve çıkarılması planlanan altın madeninin ayrıştırılmasında kullanılacak siyanürün doğayı katledeceği ve Kazdağlarını bitireceği ileri sürülüyor.

Kazdağlarında altın madeni çıkartılmasına karşı çıkan belde halkı Küçükkuyu sokaklarına “Başka Kazdağı yok, Kazdağlarında hayat altından değerlidir” şeklinde yazıların bulunduğu çok sayıda pankartlar asarak duruma olan tepkilerini ortaya koydu.

Kazdağlarında altın madeni aranmasına müsaade etmeyeceklerini belirten Küçükkuyu Belediye Başkanı Doktor Yusuf Aksoy, yasal çerçevede maden aramayı engellemek için her türlü olanağı değerlendireceklerini söyledi.

Belediye başkanı Aksoy, “Bu tepkiyi göstermek çok doğal, bir insanın tepki göstermemesi bence anormal.. Yaklaşık bir buçuk ay önce bu olayla tanıştık. Gerçekten şoke olduk. Kazdağlarında altın aranması gerçekten çok abeste iştigal bir olaydır. Bırakınız rehbersiz bile gezemediğiniz Kazdağlarında gelip Kazdağını bir taraftan alıp diğer tarafa koyacak bir işleme izin vermek gerçekten büyük bir yanlıştı. Biz hemen demokratik kitle örgütleriyle birlikte tepkimizi koyduk. Küçükkuyulularla ve çevre köylülerle beraber ortak bir platform oluşturduk. Kazdağları çünkü bizim ciğerimiz oksijen kaynağımız. Sırtımızı biz onlara yaslamışız. Önümüzde barış denizi olan Ege denizi. Kazdağlarındaki yıllardır yetişmiş olan binlerce bitki türünü, endemik bitki türlerinin yok olmasına gönlümüz el vermiyordu. Bu çağrımıza tüm Türkiye’den destek geldi. Tüm çevre örgütleri, bu işe duyarlı odalar bu çağrımıza destek verdi. Bir insan olarak, bir hekim olarak, bir belediye başkanı olarak buna tepkili olmam gayet doğaldır. Ben diyorum ki yanlışın neresinden dönülürse kardır. Lütfen buna izin veren yetkililer burayı gelip görsünler. Burada ciğerlerine çekecekleri bir nefes oksijen sayesinde buna izin vermeyeceklerini düşünüyorum” dedi.

Küçükkuyu Belediye Başkanı Yusuf Aksoy, hemen karşı olmadıklarını bu olayın getirisini götürüsünü araştırdıklarının belirterek, “Araştırdığımız internet siteleri vasıtasıyla bilimsel verileri önümüze koyduk. Maddi manevi hiçbir getirisi olmayacağını belirledik. Çünkü bir hedefimizi çizmişiz. Biz turizm beldesi olmayı istiyoruz. Önce halkı bilinçlendirme çalışmaları yapıldı. Köylerde, kahvelerde halk bilgilendirme toplantıları yapıldı. Çok büyük destek gördük. 6 Ekim tarihinde bilim adamları gelerek halkı bilimsel yönden bilgilendirdiler.. Gördük ki halk bu konuda oldukça bilinçli ve özümsemiş durumda. Şimdi bu işe izin verecek olan bürokratları etkileme konumuna geldi. Bunanla ilgili dosyalarımızı hazırladık. Kazdağları yok olduğunda nelerin yok olacağını açık ve seçik ortaya koymayla çalıştık. İlgili bakanlıklara, müdürlüklere, Cumhurbaşkanına ve Başbakana bu dosyaları yolladık. Onların dikkatini çekmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

Aksoy, yöre halkına çağrıda bulunarak, : “Bu olaya olan ilgilerinin alakalarının daha artarak devam etmesini diliyorum. Çünkü canlı kalması gerekiyor bu olayın. Belli bir günde hatırlanıp sonra unutulacak bir olay değil bu. Çünkü gerçekten karşımızda güçlü kuruluşlar var. Bu işi yapmak istiyorlar. Hiçbir siyasi görüş ve ranta dönmeden bozulmadan kalmasını istiyorum. Gerçekten dünyada ender yetişen bitki türlerini, ağaçları, doğanın yok olmadığını, hiç bsir sanayi tesisinin olmadığını tamamen doğanın kendisiyle baş başa olduğunu göreceksiniz. Kazdağlarının bir bölümü milli park ilan edilmiş biz istiyoruz ki Kazdağları nereden başlayıp nereden bitiyorsa tamamı milli park ilan edilsin. Madenciler maden yasasına dayanarak yapıyorlar bu işi. nihai hedefimiz maden yasasının değişerek Türkiye’nin çıkarlarını ve bölgesel çıkarlarımıza uygun bir maden yasası çıkmasıdır. Tüm eylemlerimiz demokratik çerçevede olacak. Eğer izin çıkarsa hukuk mücadelesine başlayacağız” şeklinde konuştu.

Kazdağlarında maden aranmasına karşı çıkan diğer belde halkının yüzde 99’unun karşı olduğunu belirten Ahmet Çelikkaya, istemediklerini bölgenin turizm açısından çok değerli bir yer olduğunu söyledi.

Küçükkuyu Kültür ve Turizm Derneği Başkanı >Medine Aksoy, Kazdağlarında altın madeni çıkartılmasının Küçükkuyu turizmini olumsuz yönde etkileyeceğini belirterek, “Zaten Küçükkuyu turizmde yeni bir isim yapmaya başlamıştı. Burada halkın büyük gelir kaynağı turizm, zeytincilik, bu bölgede sıcak su ve kaplıca turizmi var. Altın aranması ve siyanür çalışması hem sıcak su kaplıca sularına, hem yeni yapılan turistik tesislerin gerilemesi bu bölgeye bayağı zarar verir” dedi.

Kazdağı Koruma Platformu üyesi Hayri Bindağ ise bu inisiyatifin bir buçuk ay gibi bir sürede oluşturulduğunu ifade ederek, bölgenin bir Bergama gibi olmaması için sivil toplum kuruluşları ve halkın harekete geçtiğini söyledi. Bindağ, Kazdağlarının altının oyulmaması için halk, köylüyü bilinçlendirmeye çalıştıklarını bildirdi. Amaçlarının yer üstü zenginliklerinin altından daha değerli olduğu Kazdağlarında, dünyanın akciğeri olarak nitelendirdiği Kazdağlarının altın madeni yüzünden oyulmasına engel olmak istediklerini söyleyen Bindağ, Altın malinin çıkarılmasının sondajında dahi su yataklarının yerinden kayacağını öne sürerek, “Bitkiler, ağaçlar yıkılıyor. Daha sonrasında kayalardan altın bildiğimiz kadarıyla siyanür ile ayrılıyor. Siyanür çok zararlı bir kimyasal. Tek bayına siyanür değil diğer ağır metalleri harekete geçirdiği için bitkilere, su kaynaklarına karışacak ve Kazdağlarının ölümü demektir bu. Denize kadar siyanürlü su denize karışacak. Kazdağlarının üzerindeki endemik bitkiler, değerler, sular ve oksijen bütün dünyaya yeter” şeklinde konuştu.

Kazdağlarını Koruma Platformunun bir başka üyesi Süheyla Doğan, büyük bir imza kampanyası düzenlediklerini belirterek, çalışmalara çok yoğun bir şekilde devam ettiklerini, halkın kendilerine büyük destek olduğunu, herkesin daha duyarlı olması gerektiğini söyledi.

ÜLKELERİNDE İZİN YOK
Kendi ülkelerinde siyanürle altın çıkarması yasak olan firmalar “Maden bulduk” diye ruhsat alırlarsa, bölgede 300-400 bin ton siyanür kullanılacak. 100 bin ton siyanür havaya karışacak. Yörede buna karşı çevre hareketi hız kazanıyor

Yorum (1) »

Kazdağları Fotoğrafları, kazdağından manzara resimleri, doğal güzellikleri

efsanaleriyle, bozulmayan doğal yaşamıyla bir başkadır kaz dağları.. gelip görenler vardır muhakkak.. görüpte aşık olanlarda… görmeyenler için aşagıda biraz bahsettim.. fotoğraflara bakın birde bunların altın uğruna bir kaç yıl sonra yok olabileceğini düşünün…
kazdağlarını sonu kötü biten bir hikayeye dönüştürmek isteyenlere lütfen dur diyelim…

İda yada Kazdağı , binlerce yıldır kim ne ad vermiş olursa olsun onun mütevazi heybeti bölge insanını geçmişte de etkiledi, bugünde etkiliyor, gelecekte de etkileyecek. İnsanlar üzerindeki etkisi efsanelerle dile getirilmiş çağlar boyunca. Adını aldığı efsane şöyle anlatılıyor.

“Tanrılar tanrısı Zeus’un kaçamaklarından biri olan güzeller güzeli İda, Hera’nın öfkesinden kurtulmak için buzağı kılığına girer. Bu durumu öğrenen Zeus’un eşi Hera, buzağı kılığındaki İda’nın başına bir atsineği musallat eder. Atsineğinden kurtulmak isteyen İda’nın kaçışı tanrıların dağı Olimpos’tan başlayıp Kazdağları’nda son bulur. O gün bugündür bölge İda Dağı olarak anılır.”

Türklerin bölgeye gelişiyle Yörük kültüründe önemli yeri olan Kaz nedeniyle Kazdağları adını alır. Küçükkuyu’dan, Edremit’e yaklaşık 80 kilometre masif bir kütle halinde uzanan Kazdağları’nın en yüksek noktası 1796 rakımlı Babadağ zirvesi.

Doğu’dan, batıya doğru uzanan Kazdağları’nın kuzey yamaçlarından gelen rüzgarlar

yoğun bitki örtüsünden aldığı oksijeni güneydeki denizin iyotuyla buluşturur. Bu durum bölgenin Alplerden sonra dünyanın en yüksek oksijen oranına sahip olmasının nedeni.

Kazdağları’na yapılacak bir yolculukta deniz kıyısıyla, dağın yamaçları arasında sıralanan gezilecek yerlere ulaşmak son derece kolay. Söz konusu mekanlara giden yollar oldukça iyi durumda.

Kazdağları’nı gezmeye Yeşilyurt Köyü ile başlamak uygun olur. Böylece bölgenin geçmişteki mimarisini ve yaşam biçimini anlayabiliriz. Tamamen taş evlerden oluşan köyde büyük kentlerden gelenlerle, yöre insanı bir arada yaşıyor. Son yıllarda İzmir, İstanbul, Ankara gibi kentlerimizden gelenlerin köy evlerini satın alıp restore etmeleriyle birçok ev yıkılmaktan kurtulmuş. Bu evler bugün konut, pansiyon veya kafe olarak kullanılıyor. Köy halkının çoğunluğunun burayı terk etmemiş olması köyün canlılığının devam etmesini sağlamış.

Yeşilyurt’tan sonra Edremit’e doğru devam edildiğinde Küçükkuyu’dan geçiliyor. Buradan dağlara doğru beş kilometrelik bir yolla ulaşılan Adatepe Köyü yolculuğun ikinci durağı olabilir. Adatepe’de Yeşilyurt gibi taş evlerden oluşuyor. Ancak burada yaşayanların neredeyse tamamı dışarıdan gelenler. Bu nedenle köyün evleri iyi durumda ancak sokakları bomboş.

Adatepe’nin girişindeki sarı bir tabela Zeus Altarı’nı işaret ediyor. Yaklaşık on dakikalık keyifli bir yürüyüşle ulaşılan altarın manzarası büyüleyici. Bir tarafta Edremit Körfezi, diğer tarafta Midilli Adası’yla Ege’nin mavisi adeta ayaklarınızın altına seriliyor. Söylenceye göre Zeus, Truva savaşını buradan izlemiş. Ancak manzarayı izlemekten savaşı izlemeye pek fırsat bulduğunu sanmıyorum.

Zeus’tan söz açılmışken, Kazdağları’nın en ünlü efsanesini anlatmamak olmaz.

“ Tanrıların Dağı Olimpos’ta yapılan bir düğüne tüm tanrı ve tanrıçalar davet edilmiş, ancak nifak tanrıçası Eris çağrılmamıştı. Bu duruma sinirlenen Eris düğünün eğlencesini bozmak için düğün sofrasının ortasına üzerinde “en güzele” yazılı altın bir elma atar. Güzel olduğunu düşünen tanrıçaların ellerinde dolaşan elma sonunda üç güzelin arasında kalır. Zeus’un huzuruna çıkan Hera, Afrodit ve Athena elmayı en güzele vermesini isterler. Zor durumda kalan Zeus en güzeli seçmesi için İda Dağı’nda çobanlık yapan Paris’e gönderir onları. Ancak Paris sıradan bir çoban değil Truva Kralının oğludur. Doğduğunda kahinlerin bu çocuk Truva’nın mahvına sebep olacak demeleri nedeniyle İda Dağı’na bıraktırılmış ve burada büyümüştür. Paris kendisine Helena’nı aşkını vadeden Afrodit’i güzel seçer. Ardından Helena’yı alıp Truva’ya kaçırır. Böylece on yıl sürecek savaşlar başlar ve kehanet doğru çıkar. Yani Truva mahvolur.”

Adatepe Köyü’nden tekrar anayola çıkıp Edremit’e doğru yöneldikten yaklaşık 20 kilometre sonra kaplıcalarıyla ünlü Güre’ye ulaşırsınız. Ancak Güre’ye girmeden önce dağlara doğru tabelalar Tahtakuşlar Etnografya Galerisi’ni işaret eder. 1994 yılında Unesco ödülünü alan galerinin kurucusu emekli öğretmen Alibey Kudar. Muhtemelen sizi o karşılayacak ve doyumsuz sohbetiyle Kazdağları’nın öykülerini anlatacaktır. Galeride Yörük kültürünün gündelik kullanım objelerinin yanında Kazdağları’nın şifalı bitkilerini de bulmanız mümkün. Bu bitkilerin nasıl kullanılacağını ve nelere iyi geldiğini yine Alibey Kudar sizlere anlatacaktır. Dünyada sadece Kazdağları’nda yetişen 21 bitki türünden biri olan Kazdağı Köknarı’nın kozalaklarını buradan alabilir ve demlediğiniz çaya katarak keyifle içebilirsiniz.

Galeriden sonra yola devam ettiğinizde içinden geçeceğiniz Güre özellikle serin havalarda kaplıcaları ve termal sularıyla mutlaka değerlendirilmesi gereken bir seçenek. Güre’den sonraki durağımız patikalarda yürümek ve Kazdağları’nın zirvesinden akıp gelen gürül gürül suların yanıbaşında keyif yapmak isteyenler için Sutüven Şelalesi.

Akçay’ı geçer geçmez Zeytinli tabelasını takip ettiğinizde kasabanın içindeki tabelalar sizi Sutüven Şelalesi ve Hasanboğuldu Büveti’ne ulaştırır. Dilerseniz aracınızı Beyoba Köyü’nde bırakabilir ve buradan başlayan hoş bir patikadan kısa bir yürüyüşle şelaleye ulaşabilirsiniz.

Homeros’un İlyada Destanında bölgeyi, “bin pınarlı İda” diye tanımlamasının nedeni, yaklaşık 15 metreden dökülen şelaleyi görünce daha iyi anlaşılıyor. Şelale ve çevresi doğaseverler için tam bir cennet görünümünde.

Şelaleden dere boyunca yapılacak kısa bir yürüyüş sizi etkileyici öyküsüyle ünlü Hasanboğuldu Büvetine ulaştırır. Akan suların darbeleriyle oluşan havuzlara büvet deniyor. Burasıda büyükçe bir havuz görünümünde. Ünlü öykücümüz Sabahattin Ali’nin bir kitabında anlattığı Yörük kızı Emine ile ovalı Hasan’ın hazin aşk hikayesinin son bulduğu Hasanboğuldu Büveti yaz aylarında yüzmek için uygun bir mekan.

Kazdağları doğasının bir aynası olan Sutüven Şelalesi ve Hasanboğuldu Büveti’nin ardından Edremit’i görmek gerekir. Edremit’in girişinde yer alan ve yüz yıllık zeytinyağı geleneği olan Midas firmasının açtığı ve geçmişte zeytinyağı üretiminde kullandıkları malzemeleri sergiledikleri müze görülmeye değer. Buradan bölgenin ünlü sızma zeytinyağını alma şansıda bulabiliyorsunuz.

Kazdağları’nın geleneksel köylerini ve doğasını gezmenin ardından , bu geleneklerin ve coşkulu doğanın bölgenin daha büyük yerleşimlerini nasıl etkileyip, şekillendirdiğini anlamak için son durak kesinlikle Edremit olmalıdır.












Yorum (11) »

Kazdağları’nda Altın arama çalışmalarına protesto, Çanakkale

Kazdağları’ndaki altın arama çalışmaları protesto edildi

Çanakkale ile Bayramiç ilçesinde, Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu tarafından,Kazdağları’nda yürütülen altın madeni arama çalışmaları protesto edildi.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen protesto eyleminde, Kazdağları ve çevresindeki belediyele rolarak altın madeni arama çalışmalarıyla ilgili duyarlılıklarını, aldıkları meclis kararlarıyla dile getirdiklerini bildirdi.

Gökhan ayrıca belediyeler birliğini kurup, Kazdağları’ndaki altın madeni arama çalışmalarıyla ilgili duyarlı vatandaşların katkılarıyla çalışmalara devam ettiklerini ifade etti.

Çanakkale Belediye Başkanı Gökhan, ”İşi başka yöne çevirmeye yönelik çabalar olduğunu görmekteyiz. Kazdağları’nda altına arama çalışmalarında, siyanür kullanılmadığına yönelik görüşler olduğunu duymaktayız. Bunlar olduğu gibi yanlıştır. Arama çalışmasında kullanılmayan siyanür, çıkarma sırasında mutlaka kullanılacaktır. İşte bu, bizim sonumuz olacaktır” dedi.

“Altın madeni arama çalışmaları, tarım ve hayvancılığı etkileyen bir tehlikedir” diyen Gökhan, ”Hava kirliliği, oksijen, içme suları hepsi tehlike altındadır. Ne için? Belli miktarda altın çıkarmak için. Oradan çıkacak altın, burada yaşayan insanlar için hiçbir şey ifade etmemektedir” diye konuştu.

Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu Sözcüsü Hicri Nalbant ise Kazdağları’nın kuzeyinde, Çanakkale, Çan, Bayramiç ve çevresinde 60, Kazdağları’nın güneyinde ve Madra Dağı’nda 50 firmaya ruhsat dağıtıldığını savundu.
Çanakkale ve Edremit Körfezi’nin turizmde Türkiye’nin geleceği olduğunu belirten Nalbant, yer altında madenlerden çok daha değerli 400′ü aşkın antik kent ve tümülüs ile deniz turizminin yanı sıra termal turizm, sağlık turizmi ve eko turizm olanaklarının yer aldığını ifade etti.

5177 sayılı Maden Yasası iptali başvurusunun Anayasa Mahkemesi’nde 3.5 yıldır beklediğini anlatan Nalbant, bu yasanın “yüce mahkemede” bir an önce görüşülmesini, yürütmenin durdurulmasını ve iptalini beklediklerini dile getirdi.
Eş zamanlı eylemler düzenlendi

Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu beldesi ve Çan ilçesinde, Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu tarafından, Kazdağları’nda yürütülen altın madeni arama çalışmalarını protesto amacıyla eş zamanlı eylem yapıldı.

Çan Belediyesi Genel Sekreteri Sezen Tepe, Atatürk Şehir Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasında, Biga Yarımadası ve Edremit Körfezi’ni adeta yok etmeye, yağmalamaya yönelik tüm dayatmaları asla kabul etmediklerini, yöreyi korumak için her türlü mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini söyledi.

Eylemin ardından, Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu Yürütme Kurulu Başkanı ve Çan Belediye Başkanı Ali Sarıbaş öncülüğünde, Kazdağları’nda altın madeni arama çalışmalarının sona erdirilmesi için imza kampanyası başlatıldı. İmzaların, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına gönderileceği bildirild

Yorum (2) »

Balıkesir ve Çanakkale’de Kazdağları için eylem

Balıkesir ve Çanakkale’de Kazdağları için eylem
  Ahmet ERTAN
Balıkesir ve Çanakkale ile ilçelerinde çevreciler, 19 Ocak Cumartesi günü saat 13.00′te eşzamanlı olarak meydanlara çıkacak. Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu tarafından örgütlenen ‘Altına hayır’ eylemi öncesi çevreciler, afiş ve pankartlarla hazırlık yapmaya başladı.
Kazdağları ve Madra Dağı’nda altın aranmasını protesto etmeye hazırlanan yöre halkı ve çevrecilerin, Cumhuriyet alanlarında Atatürk Anıtı’na çelenk sunup, İstiklal Marşı okuduktan sonra basın açıklaması yapıp, “Ölüler Altın Takmaz, Altına Hayır” mesajı vereceği bildirildi.
Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu’nun bileşenlerinden olan ve Balıkesir ve ilçelerinde gerçekleşecek eylemin koordinasyonunu sağlayan Güney Marmara Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği (GÜMÇED) Edremit Körfezi Şubesi Başkanı Mehmet Akif Öznal, Kazdağları ve Madra Dağı çevresinde yaşayanların katılımıyla yapılacak eylemin bir başlangıç olacağını belirtti, daha büyük eylemlere hazırlandıklarını söyledi.
Öznal, Kazdağları ve Madra Dağı’nın eteklerinde yaşayanların, Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu çatısı altında bir araya geldiğini belirterek, ilk geniş katılımlı eylemlerini 19 Ocak’ta Çanakkale ve Balıkesir’in il merkezleri ve ilçelerinde yapacaklarını söyledi. Öznal, “Çanakkale’den Balıkesir’e kadar tüm yerleşim birimlerinde, platform üyelerimiz eş zamanlı olarak Cumhuriyet alanlarına çıkacak ve bölgedeki maden şirketlerine karşı olduklarını ilan edecekler” dedi.
Öznal, ‘Altına Hayır’ mitinginin, Balıkesir il merkezinin yanı sıra Edremit, Ayvalık, Burhaniye ilçeleri ile Altınoluk Beldesi’nde, Çanakkale il merkezi, Çan ve Bayramiç ilçelerinde eş zamanlı gerçekleştirileceğini bildirdi.

Yorum (4) »

Bin pınarlı ida

Kazdağları Homeros`un Bin Pınarlı İda`sı

İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde bulunurlar. Bu nedenle Antik Çağ` da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda yaşamışlardır. Anadolu` da tanrılarıyla ünlenen dağlardan biri de, Troas Olympos` tur.Yani bize daha aşina gelen adıyla ,İDA (KAZDAĞI) dır Efsaneye göre dağ, Çanakkale Boğazı`na adını veren Dardanos`un iki oğlundan biri olan Idaios`dan alır adını. İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları`yla başlar İda`nın hikayesi.
Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda`ya sürer.En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, İda`ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları`nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları`nın önemidir bunun altında yatan.Ayrıca dünyada ilk güzellik yarışması da İda’da yapılmış ve aşk tanrıçası Afrodit, rakiplerini yenerek ilk güzellik kraliçesi seçilmiştir burada.
Ancak toplumlarda efsaneler ,kültürel ve sosyal dinamizmlerin etkisiyle oluştukları için, Anadolu Türkleştikçe ve Müslümanlaştıkça , İda Kaz Dağı,Afrodit ‘de Sarıkız olmuş büyük olasılıkla.Yörede en çok inanılan bu efsaneye göre;

Bir zamanlar bu dağdaki köylerden birinde dünya güzeli bir kız yaşarmış babasıyla.. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omuzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış.
Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan`ın muhabbetinde, gözü gönlü O`nun aşkındaymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış.

Sarı Kız`ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız`ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz,
“Benim Hak`tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
Gün günden herkesin sabrı tükenmeye, canı sıkılmaya başlamış. Önce küçük dedikodular, sonra büyük büyük iftiralar köye yayılmış. Sarı kız sustukça söylentiler büyümüş, diken diken, çatal çatal olmuş..
Bir gün köyünün ileri gelenleri Sarı Kız`ın babasını yoldan çevirmişler: “Ya namusunu temizle, ya çek burdan git. Kızın kötü yoldadır, biz böyle şey istemeyiz!” diye dayatmışlar. Zavallı adam, dünya güzeli kızından bir fenalık görmemiş ama karşı da koyamaz. Çıkarılan söylentiler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önünde beş-on kaz katarak dağa bırakır. Eğer dağda tek başına yaşarsa,bu onun iyi bir insan olduğunun kanıtı olacaktır. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa tırmanırken yorulur ve kızından su ister. Sarıkız’ın dağın tepesinden elini uzatarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, önünde namaz kılar. Ancak sırrının anlaşılması ile Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür, oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da başka bir tepede can verir. Dağın en yüksek doruğu “Sarıkız Tepesi”, babasının öldüğü yer de “Baba Dağı” olarak anılmaktadır, Sarı kız efsanesinde.

Oysa bugün Kazdağlarında yaşanılanlar efsanelerde yaşananlar kadar,zararsız ve masum değil ne yazık ki.Bugün Kaz Dağlarının havasına,suyuna,çam ormanlarına, şeftalisine,elmasına,çileğine, kekik kokusuna sevdalı olanlar “Hayat ,altından daha değerlidir.” diye feryat ediyorlar.Doğa ve tarih hazinesi olan Kaz Dağlarında bugün 32 noktada siyanürle altın arama çalışmaları yapılıyor.
2004 yılında kısmen vetolu çıkartılan 5177 sayılı kanundan dayanak alarak altın arama ruhsatı alan şirketler bugün Kaz Dağları delik deşik ediliyorlar.
Dünyanın ilk üçüne giren oksijen zenginliğine sahip bu yöre, aynı zamanda Kazdağı ardıcıyla botanistlerin cenneti, ekoturizminin en gözde yeri,Orta Asya’dan gelmiş Türkmen ve Yörüklerin doğal etnoğrafik müzesi.
Böylesi bir güzelliği Kanadalı şirketlere peşkeş çeken zihniyetler ,yine 2004 yılında çıkarılan maden yasasıyla 100 bin kilometrekaresi Batı Anadoluda olmak üzere 155 bin metrekarelik bir alanda çoğunluğu yabancılar ve onların işbirlikçilerine maden arama ruhsatı vermişlerdir. Bu saha mücavir alanları ile birlikte 450 bin kilometrekareyi bulmaktadır. Yani ülke yüzölçümünün yaklaşık yarısı, çoğunluğu yabancı olan maden şirketlerinin denetimine verilmiştir.
Altın arama ve çıkarma işlemi sürerken;
-Kullanılacak 400 bin ton siyanürün 100 bin tonu havaya karışacak
-Bitki örtüsü ve tarım en büyük darbeyi yiyecek
-Dere ve kaynakların aktığı deniz bu kirlilikten nasibini alacak
-Ayrıca bu madenler çalıştığı süre boyunca 1 trilyon ton kadar kayayı kazacak ve bütün Çanakkale ve ilçeleri kadar su tüketecek.
-Su kaynakları hızla kirlenecek.Sondaj çalışması sırasında içme suları bulanmaya başladı bile.

KazDağlarının ve yörenin altını, zeytindir.Zeytin yaprağından nefes almazsa çiçek açamaz.Havaya karışan siyanürü soluyan zeytin çiçek açmaz,mahsül veremez ve kurumaya mahkum edilirse, insana ne etki yapacağını düşünmek bile istemiyor insan.
Dünya litaretürüne geçecek bir çevre felaketini yaşamaya mahkum edilen Kaz Dağları için artık sadece duyarlı olmak yetmiyor.Bergama’da Ovacık Köyünde dazlaklaştırılmış ve oyulmaktan küçülmüş dağları her gördüğümde içim cızzz ederken , Homeros’un bin pınarlı İda’sına bu ihanet nasıl yapılır, anlamakta çok zorlanıyorum.
Bu dünya bizden öncekilerden aldığımız bir emanet ,Çocuklarımıza böylesi kirletilmiş bir dünya bırakmaya hakkımız var mı?
“ Hayat,altından daha değerli dir.”

Yorum Yapılmamış »

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları (İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası)

Balıkesir’in yeşil yorganı, Kazdağları
Homeros İlyada’sında Kazdağları’ndan “İda Dağı, bol pınarlı vahşi hayvanlar anası” diye bahsediyor. 250 adet olduğu tahmin edilen ayı, sayıları bilinmeyen porsuk, sincap, tilki, karaca ve yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Ama dağların yemyeşil yorganında sivrilen anıt ağaçlarla, mitolojik dağın yabani doğasını tüm hücrelerinizde hissediyorsunuz.

Balıkesir ili Kazdağları, doğası ve mitolojik efsaneleri ile ünlü. Dünyanın ilk güzellik yarışmasının mekanı, Truva savaşlarının yapıldığı yer. Truva’nın fethi sırasında tarihe tahta at hilesi olarak geçen Truva atı, yine bu dağın ağaçları kullanılarak yapılmış. Mitolojik adı “İda” olan Kazdağlarının ağaçları, İstanbul’un alınışı öncesinde Fatih Sultan Mehmet’in emriyle Adana çevresinden getirilen ve Toroslar’ın ağaçları üzerine çalışan yörüklerin burada yaptığı ve teknelerin Haliç’e indirilmesinde kullanılan tahta kızaklar için kullanılmış. Ezine, Bayramiç, Ayazma, Yeşilyurt, Adatepe köyleri, Mıhlıçay Başdeğirmen, Zeus Altarı, Dereçatı, Fidanlık mevkii, Sarıkız tepesi, Şahinderesi kanyonu, Tahtakuşlar Çamlıbel köyü, Manastır deresi, Sutüven şelalesi, Hasan Boğuldu mevkii, Kavurmacılar köyü, Güre ve kaplıcaları, Küçükkuyu, Altınoluk gibi çeşitli merkezleri, daha önceki yazılarda ilk kez fotoğraflayıp değinmiştim. Bu kez yine ilki sizinle paylaşıyor, şelale ve treking alanı olarak kullanılan Ayıdere’ye gidiyoruz.

Ayıdere turu
Tura katılanlar sabah 10:00′a doğru hareket noktası olan Altınoluk limanındaki Mare Monte Oteli bahçesinde toplanmaya başlıyorlar. Hepsinin gözlerinde bir kıvılcım, bir sevinç, serüven öncesi heyecan görülüyor. Lastik ayakkabılar, şortlar, sırt çantaları, şapkalar ve ille de fotoğraf makineleri alınmış. Soğuk kumanyalar ve içecekler tura katılanlar için hazırlanırken, diğer tarafta her zamanki kararlı, soğukkanlı, otoriter tavırlarıyla grubu dağa çıkaracak olan Erinç Ersöz; Orman Bölge Müdürlüğü’ne o günkü turun yazışmalarını yapıyor, araç sayısını ve plakalarını, güzergâhı, katılımcı sayısını ve giriş-çıkış saatlerini bildirip izinleri alıyor. İzinin verilmesiyle tura katılanlarla minibüse binerek Ayıdere yolunda ilerlemeye başlıyoruz. Altınoluk’tan sonra Edremit yönünde 10 km ilerleyerek Zeytinlik sapağından Mehmet Alan köyüne geliyor, orman görevlilerine göründükten sonra tırmanmaya başlıyoruz. Bu yol Sarıkız tepesine çıkıyor. Sağa ayrılıp devam ettiğinizde ise Ören deresi ile karşılaşıyorsunuz. Bu dere Ayıderesi ile birleşiyor. Sonra aynı dereye Vallah deresi karışıyor ve Eren deresi ile kavuşuyor. Yamaçlar, eteklerde zeytin ağaçları ile kaplı. 500 metre yükseklikte zeytinler yerlerini çam ağaçlarına bırakıyor. Farklı gövdeleri olan anıt ağaçlar, dağların yemyeşil yorganı arasında sivriliyor. Hava serinliyor, koku değişiyor ve mitolojik dağın yabani doğasını buram buram hissetmeye başlıyorsunuz. Ayıdere turu 10:00′da başlayıp 17:00′ye kadar sürüyor. 25 km çıkışta, 25 km de inişte olmak üzere toplam 50 km yol kat ediliyor. Bunun 3-4 km’si dere yatağında su içinde yürüyerek geçiliyor. Tura katılanların yaş ortalaması düşükse, yürüyüş daha da uzatılabiliyor. Tempo aynı olmasa da, 5 yaşındaki çocuklar da, 70′likler de bu yürüyüşte yerlerini alıyorlar. Kişi başı 10 milyon ödenen turda, yol üzerinden mevsime göre kekik, böğürtlen, kuşburnu toplanıyor. Kurumuş dağ çiçeklerinden demetler yapılıyor. Daha önce ehlileştirilmiş yavru ayılar, doğayla uyumlarını kaybetmemeleri için dağa bırakılmış. Kazdağları’nda ayı sayısının 250 adet olduğu tahmin ediliyor. Porsuk, sincap, tilki, karaca ve çok sayıda yaban domuzuna ev sahipliği yapan Kazdağları’nda, bu türleri görmeseniz de izlerine rastlıyorsunuz. Milli parklarda statü gereği avcılık yasak olduğu için av yapılmıyor. Ormancı ve jandarmalardan oluşan askeri kamyon, devriye görevi yapıyor. Ağaçlar üzerine çalışan orman işçilerinin ve kamyonlarının ormanı terk etme saatlerini denetliyor.Araçtan ayrılıp dere yatağına inen yürüyüş başlangıcında, Erinç Ersöz kısa bir bilgilendirme ile doğanın heyecan verici ortamında yapılmaması gerekenleri tekrar hatırlatıyor. Ardından yüzme bilmeyen, ama göle girmek isteyenler için getirilen yelekler takılıyor. Engebeli arazide yamaçlardan, kayalar arasından inip çıkarak ilerleyenler, doğaya karşı bir zafer kazanma arzusu ile karşılaşılan tüm engelleri yardımsız geçmeye çalışarak, kendilerine olan güvenlerini tazeliyorlar. Gelinen şelale noktasında gölde yüzülüyor. Duş gerektirmeyen derenin kar ve kaynaklardan oluşan soğuk ve tertemiz suyunda dinçleşen tur katılımcıları, suların akış yönünde kanyon yolculuğuna devam ederken, su debisinin ve seviyesinin yüksek olduğu dere yatağında birbirinden ilginç ağaç gövdeleri ve devasa kayalar arasındaki yolu kat ediyorlar. Dönüşe geçildiğinde dere yatağından tepeye, gökyüzünün görülmediği sıklıkta ağaçlar arasından oldukça dik bir yamaca tırmanan yürüyüşçüler, oksijen bolluğu, temiz havanın verdiği enerji ve açılan iştahları ile araçtan ayrıldıkları noktada bir başka şelaleye geliyorlar. Burada bekleyen tur görevlisi tarafından ikram edilen köfte, yumurta, domates, salatalık ve peynirden oluşan soğuk kumanyayı, cola ve bira gibi soğuk içecekler eşliğinde büyük bir iştahla yiyerek, doğanın ve çevrenin keyfine varıyorlar. Çekilen fotoğraflara kavuşmanın sabırsızlığını yaşayanlar, ormanın doyulmayan bitki kokusu içinde Altınoluk’taki Mare Monte Oteli’ne dönüyor ve çay ikramı sonrasında haftada 3 kez değişik noktalara tekrarlanan bir başka dağ turunda buluşmak üzere ayrılıyorlar.
Mare Monte Tur
Tel: (0-266) 396 17 30

Zeytinyağının merkezi
İtalyanlar’ın zeytinyağı haritalarında, dünyanın en iyi yağları diye yeşil hatla belirttikleri Edremit Körfezi, gerçekten de sızma zeytinyağında haklı bir şöhrete sahip. Ege sofra kültüründe önemli bir yer tutan, yemeklere lezzet katan, zeytinyağlı yemeklerin, otlu meze ve salataların baş tacı zeytinyağı, Altınoluk’ta daha bir öne çıkıyor. Yöre halkı her derde deva dedikleri yağı, sabah kahvaltılarında adeta içiyorlar. Aroma, renk ve berraklık iştah açarken, yöre zeytinleri de yağ satan dükkânlarda hediyelik özel şişelerde sunuluyor. Altınoluk meydanında yağ satan Burhan Uzun, yağın ve zeytinin oluşumunda bitki ve toprağın önemine değinerek Altınoluk, Gömeç ve Ayvalık’ta dünyanın en iyi yağlarının üretildiğini belirtiyor. İtalyanlar’dan satın alınan tesislerde eskiden günde 70 çuval işlenirken; kapasite 400 çuvalı aşarak, üreticiye yağı ne zaman istediği sorulur hale gelmiş. Paletlere verilip yıkanarak çekirdeğinden ayrılan zeytin, yağ olarak çok kısa sürede üreticiye veriliyor. 0.7 asitli, yani 1 dereceden düşük yağ 2 milyondan satılırken, Haziran ayında tüm üreticiler yağlarını aktararak tortu bırakan has yağı asitten kurtarıyorlar. Tortu sabun yapımında değerlendiriliyor. 0 ile 1 asitli filtreden geçen yağa, “sızma” deniyor.

Yorum (2) »

Kazdağları’nın tarihçesi, genel bakış (ida dağı tarihi)

KAZDAĞI(İDA)‘NIN TARİHÇESİ

 

Efsaneler yurdu Anadolu’ nun özü çok derinlerde olan söylencelerinden sadece biridir “ida”. Troialı Priamos’ un torunlarından kalan bir efsanedir günümüze ulaşanlar… bugün bile dolu dolu yaşanır dillerde, gönüllerde. İnsan düşüncesinde, Tanrı her zaman yücedir! Yüksek yerlerde aranır. Bu nedenle Antik Çağ’ da büyük tanrıların hepsi dağ doruklarında ve yalçın kayalıklarda saygı görmüşlerdir. “Olympos” da başı dumanlarla kaplı “yüce dağ” anlamını taşır genelde. Anadolu’ nun aynı şekilde adlandırılmış çok sayıdaki dağlarından biri de, Troas Olympos’ u; ünlendiği adıyla İDA (KAZDAĞI) dır
İzmirli Şair Homeros’ un ölümsüz dizelerinde kaynak olan Troia’ nın (Hisarlık) 80 km. güneydoğusunda yeralan İda, 1767 m. lik rakımda bölgenin en önemli yükseltisi durumundadır. Destanlarda sık sık adı geçen Skamandros (Menderes Çayı), Aisepos (Gönen Çayı) ve Büyük İskender’ in Doğu’ nun egemeni Persler’ e ilk yenilgiyi verdiği yer olan Granikos (Biga Çayı), Homeros’ un deyişiyle hep “Bol pınarlı İda’ dan alır suyunu…” Gerçeklerle efsaneleri birleştirerek yaşamak en büyük özelliğidir, Anadolu insanının. Bugün de, aynı hava solunur. çam ağaçlarının gölgesi altında yapılan “İda GÜzellik Yarışmalarında”. Şimdileri bir kenara bırakıp “Yaşayan Efsane İda”ya dönelim yeniden.
Efsaneye göre Dağ, Çanakkale Boğazı’na adını veren Dardanos’un iki oğlundan biri olan Idaios’dan alır adını….
Bölgeye ana tanrıça Kybele Kültü’nü getiren de yine Idaios’tur.
İlk Doğu-Batı çekişmesi olan Troia Savaşları’yla başlar İda’nın hikayesi.
“Zeus iki atın çektiği arabasını, savaşları yakından gözlemek için İda’ya sürer.
Gelirler hayvanların anası bol kaynaklı İda’ya”
En büyük tanrının böyle yerini yurdunu bırakıp, ida’ya yerleşmesine neden, Troia Savaşları’nı yakından izlemek istemesidir, hiç kuşkusuz. Belli ki Troia Savaşları’nın önemidir bunun altında yatan. Ancak burada, Troia’da yaşanan korkunç çarpışmalar üzerinde değil; savaşların çıkmasındaki en belirgin etken üzerinde duralım: Mitolojiye göre Peleus’la Thetis’in tanrılar yurdu Olympos’ta kutlanan düğün töreni sırasında, kendisinin davet edilmeyişine sinirlenen Eris (Kötülük Tanrıçası), üzerinde “en güzel’e” yazılı bir altın elmayı atıverir ortaya; ardından da bir kavgadır başlar, “en güzel”lik iddiasındaki, tanrıçalar arasında. Olayın hakemliğini üstlenen Zeus, yaptığı ön eleme sonrasında, yarışmanın sonuçlandırılmasını İdalı Çoban Paris’e bırakır, nedense!
En güzel olduklarında iddialı olan üç tanrıça, Hera,Athenave Aphrodite, İdalı Çoban Paris’e giderler, Zeus’un hakem tayin ettiği. Çoban Paris, Troia Kralı Priamos’la Hakabe’nin küçük oğludur; aynı zamanda kardeşi, ünlü Hektor’un. Onu doğurmadan önce Kraliçe rüyasında kötü olaylar görür: Kendi karnından çıkan azgın bir alev, bütün Troia’yı sararak yakmaktadır. Önbilicilerin kötüye yorumladığı bu kâbus sonrasında doğan Paris, babası Priamos’un isteğiyle öldürülmek üzere ida’ya götürülür. Ama kıyamaz sarı saçlı Paris’e bakıcısı… O’nu İda’nın ıssız mağaralarından birine bırakır. Önceleri bir dişi ayı emzirir küçük Paris’i; daha sonra Çoban Agealos bulur O’nu ve kendi kulübesine götürür. İda’nın diğer çobanlarından daha güzel olmasıyla ayrılan Paris’e sürülere çok iyi baktığı için, “Aleksandros (Koruyucu)” adını takar arkadaşları.
Karşısında bulunca haberci tanrı Hermes’le birlikte üç güzeli Çoban Paris, şaşırır, donakalır. Sanki alın yazgısını bilirmişçesine, diğer tanrıçaların sunduğu dünya egemenliğini bir kenara iterek, elinde tuttuğu altın elmayı, uzatır kendine “ölümlülerin en güzeli, Spartalı Helen”i vaad eden tanrıça Aphrodite’ye. İlk güzellik yarışmasıdır, bu bilinen. Ve buna tanık olur bütün İda yaşayanları, su perilerinden orman cinlerine…
Seçici Çoban Paris’in verdiği kararda belki de, Aphrodite’nin önceden Troia’yla olan ilgisi de etkili olmuştur. Tanrıça, Troia krallık soyundan Assarakos’un oğlu yakışıklı Ankhises’i görür, birgün İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken. Delikanlının güzelliğine kapılarak iner, İda’ya… Bir sarışın genç kız kılığıyla görünür Aphrodite Çoban Ankhises’e, onun gönlünü çalar; sevişmelerinin sonunda da, doğuracağı oğlanın Troialılara kral olacağını söyler. “Altın Elma”yı Aphrodite’ye vermesinde, Troia’yla olan yakınlığı kadar tanrıçanın güzel sarı saçları da etkilemiştir, Çoban Paris’i. Hellespontus’da Ege’ye boşalan Skamandros da en az İda kadar ün salar, Troas’ta… Bir gün İda’nın kuzey eteklerine yolu düşen Herakles, susuz kalır, yalvarır tanrılar babası Zeus’a susuzluğunu gidermesi için… Bulutları devşiren Tanrı da, bulunduğu yerde toprağı kazmasını bildirir Herakles’e. Herakles’in kazdığı kayalıklardan bir kaynak fışkırır, ardından da Skamandros (Xanthos- Kızılsu- Karamenderes) başlar kıvrımlar çizerek ovaya doğru akmaya… Kaynağı ile bugünkü döküldüğü yer arasındaki uzunluğu yaklaşık 140 km.yi bulan Skamandros’un suları, burada yıkanan kadınların saçlarını sarartırmış; güzellik katarmış güzelliklerine… Bütün Troas kızları zifaf gecesi öncesinde Skamandros’un kutsal sularında paklarlarmış bedenlerini. Tanrıça Aphrodite de bu sularda yıkanmış ve Çoban Paris’in önüne güzelliğini tamamlayıcı kızıl saçlarıyla çıkmış olmalıydı…
Strabon’un, gidip göremediği Herakles’in kazdığı yerle ilgili bazı anlatımlar vardır: “Akhileus ve Hektor arasında bir yarışma düzenlenir, dağın Kotylos Tepesi eteğinde. Her iki kahraman koşarak iki pınara ulaşırlar. Birinden sıcak su fışkırır ve üzerinden ateşten çıkıyormuşçasına bir duman tüter. Ötekinden ise, yaz gününde bile kar gibi soğuk bir su akar.” Bugün de iki su gözesi kaynar yerden ak köpüklerini kabarta kabarta… Yan yanadır bunlar, biri buz gibi soğuk, diğeri aksine sıcak. Zamanla bu iki kaynak Evciler-Ayazma civarında tek bir gözede toplanır. Yine soğuktur suları, Skamandros’un. Töresine bağlıdır Anadolu toprağı, bu toprağın insanları… Bugün yine, Hıdırellez sabahlarında Skamandros’a girilir, şifa ve güzellik umularak…
İda ile ilgili efsaneler saymakla bitmez: dağın en önemli doruklarından birinde geçer Sarıkız efsanesi Sarı Kız Türkmenler’in bir hac yeridir bugün. Özde Skamandros’a inen en esrarlı efsanesidir Sarı Kız, İda’nın; şimdi de yaşanılan…
Efsanenin çok sayıdaki anlatımlarından biri Yörükler’e, diğeri Türkmenler (Tahtacılar)’e aittir: İlk anlatıma göre: Dağ’ın güney eteğinde yerleşik ailelerden birinin bir kız çocuğu doğar. Sarı saçlı bu kız, çocukluğundan itibaren olağanüstü bir güzellik gösterir. “Sarıkız” adını takar arkadaşları; peşine düşer köy delikanlıları; yüz bulamayınca, “çobanla sevişiyor” diye iftira atarlar O’na. Bunun üzerine, kızı kıskanan ve köylerine uğursuzluk geleceğine inanan köylüler, babasından Onu Dağ’a bırakmasını isterler. Gönlü razı olmasa da, SArıkız’ın babası Onu Dağ’a bırakır gözleri yaşlı… Issız dağ başında yapayalnızken Sarıkız, kendine kazları arkadaş edinir. Sonunda ayrılığa dayanamayan ana-baba, Sarıkız’ı aramaya koyulur. Kolay bulamazlar izini, yardım isterler taşlardan, kuşlardan… Kavuşurlar sevgili kızlarına, giderirler özlemlerini, gerçekle düş arası… Kızları büyümüş, dost edinmiştir yabanıl hayvanları, söz geçirir olmuştur onlara. su ister kızından abdest almak için yaşlı babası. Sarıkız daldırır elindeki kepçeyi dağın doruğundan ak köpüklü ege’ye ve almasıyla birlikte suyu, yok olur birden… Sarıkız’ın ailesini yine hüzünlü bir bekleyiş kaplar. dolaşır dururlar dağları. Babası, “Sarıkız” diye bağırdıkça, yankılanır dağlar “Baba” diye… Bu yüzden adını Sarıkız’ın kazlarından alan Dağ’ın bir doruğuna “Sarıkız” diğerine “Baba” denilmiştir.
Efsanenin Trükmenler arasındaki anlatımı daha da ilginçtir: Sarıkız, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın kızıdır. Kan Kalesi’nin fethi sırasında, Kale burcundan bakan kral kızı gönül verir, Hz. Ali’ye. Bu sırada “-iki oğlumuz var; bir de güzel kızımız olsaydı” der eşi Hz Fatıma. Bunun üzerine Hz. Ali, “-istediğin kızı git, Kâbe’de bulursun” cevabını verir. İşte o an kendini kucağındaki kız çocuğu ile Kâbe’de bulur Hz. Fatıma. Onu yetiştirip bakması için dostu Selman-ı Pak (Farisi)’a emanet eder Hz. Ali. Selman-ı Pak kızı İda’ya getirir. burada büyütür gözlerden uzak… Büyüdüğünde çok güzel bir genç kız olan Sarıkız’a aşık olmaktan da kendini alamaz, Selman-ı Pak. Ancak Sarıkız genç ve güzel, kendisi ise oldukça yaşlıdır. Tanrıya yakarır, dualar eder, kendisine gençlik ve güzellik vermesi için. Sonunda Tanrı dileğini kabul eder, O’nu yakışıklı bir delikanlı haline dönüştürür. Ancak Selman-ı Pak Sarıkız’a tam kavuşacağı sırada birden kaybolur Sarıkız, Selman da eski yaşlı haline dönüverir. Bir başka anlatıma göre de, Selman sadece bir kez Sarıkız’la kucaklaşır , ardından da ikisi birden kaybolurlar.
İda’nın en önemli efsaneleri olan Çoban Paris ve Sarıkız mitosları benzer motif özellikleri yansıtmaktadır. Her ikisinde de ailenin başına bela getireceğine inanılan küçük çocuklar İda’ya bırakılır ve vahşi hayvanlar tarafından büyütülür. Her iki efsanenin de kahramanları doğanın verdiği üstün güzelliklere sahiptir. Bu güzellikler İda’ya bağlı olarak dile getirilir anlatımlarda. Tanrıça Aphrodite’nin Skamandros’ta yıkanıp saçlarını kızıllaştırması, Dağ’a bırakılan kızın sonradan “Sarıkız” adını alması yine benzer motiflerdir. İda’nın çevresindekilere ve bağrında yaşattıklarına güzellikler bağışlamasına bir başka efsanede de tanık olmaktayız: Troia Kralı Tros’un üç oğlundan biri olan Ganymed’in güzelliğine hiçbir diyecek yoktur. Onu, İda’nın yamaçlarında sürülerini otlatırken gören Zeus, güzelliği karşısında çaresiz kalır. Tanrılığına bakmadan giriverir bir ulu kartal biçimine, pençelerine alıp kaçırmak için Ganymed’i; Olympos’a tanrılar sofrasına şarap sunucusu yapar Troas’ın güzel delikanlısını.
İda, sadece ölümler ve tanrılara güzellik bağışlamakla da kalmaz. Yemyeşil çimenlerini tanrılara kokulu bir yatak olarak serer kutsal “Hieros-Gamos”da: Gargaros doruğunda yaşanır Zeus’la Hera’nın ilk kutsal evlilik törenleri, yasak aşkları sayılmazsa. Olayın Anadolu’da İda’nın Gargaros Tepesi’nde geçmiş olması bu vahşi doğa harikası beldenin önemini bir başka açıdan ortaya koymaktadır. Bugün de bir gizemli hava solunur yalçın kayalıklar üzerinde yükselen sisli doruklarında İda’nın… Sevgililer dolaşır elele, çam ağaçlarının koyu gölgelerinde. Aşklar doğar, yeşerir kır çiçeklerinin her açılışında, kekik kokan yamaçlarda…Asırlar sonra İda’nın efsanevi perdesi aralanır. 1974′te Çanakkale Kültür ve Turizm Derneği Başkanı H. Uluarslan’ın kişisel çabalarıyla ilk “İda Güzellik Yarışması” düzenlenir. İlginç bir rastlantı, yine mitoloji rüzgârları eser Evciler-Ayazma’da ve üç köylü güzeli yarışır. Yarışmalar tekrarlanır geçen yıllarda… Bunların 14.sü düzenlenir 15 Ağustos 1996′da. Güzeller sıralanır. fidan boylu. Efsaneye uygun olarak Çoban Paris seçer dünyanın “en güzel” kızını. Elindeki “altın elma”yı sunar. Ardından alıp götürür başı dumanlı İda’nın doruklarına.
Yarışmalar onca çabaya karşın henüz kurtulamamıştır yöresel olmaktan, bir türlü anlatılamamıştır doğal güzelliklerine dayalı yörenin tarihi ve turistik zenginlikleri… Bu nedenle “Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması” nı özet de olsa; tanıtma amaç edinilmiştir yazımızda. Bayramiç, Çanakkale’ye 75 km.lik asfalt bir yolla bağlıdır. Buradan İda’ya ulaşabilmek için 25 km.lik bakımlı yolla Evciler’e, ardından da mitolojik olayların yaşandığı doğa harikası Ayazma’ya uzanılır. Hafta sonu tatiline gelen bir kaç yabancı dışında, bugüne kadar daha çok yerli halkın yararlandığı Ayazma orman-içi piknik ve dinlenme yeri, son zamanlarda canlılık kazanmıştır. Homeros’un dizelerine konu olan olayların geçtiği mekân, bugün aynı güzelliklerle karşımızda durmaktadır.
Karpuz çatlatan kaynaklar, kuşnameleriyle bütünleşen su sesleri, kent gürültüsünden uzak huzurlu bir ortam sunar ziyaretçilerine. 5m.lik şelalenin verdiği serinlik yaz sıcağını unuttururken, mutluluk yudumlanır şifalı kaynaklardan… Barındırdığı yabanıl hayvanlarla av mevsimlerinde heyecan yaşatır meraklılarına. (Bu bölge Yaban Hayatı Koruma Sahasına girmektedir ve avlanmak 12 ay yasaktır.)Ayazma sadece sunduğu bu tarihi doğal atmosferle yetinmez, nefis alabalıklarıyla da tatlandırır ziyaretçilerinin damaklarını. Bölgede yetiştirilen elma, erik ve şeftali gibi meyveler bir başka tat katar yabanıl güzelliklere. Ayazma’nın tek eksiği turizm yapılanmasının ve konaklama tesislerinin olmayışıdır. Özel araçlarla ve günübirlik gezilerle ziyaret edilebilir. Yörede konaklayabilecek yer bulanlar çok yakındaki Külcüler Ilıcası’na uğrayıp, şifalı çamur banyosundan ve çeşitli rahatsızlıklara iyi gelen kaplıcadan da yararlanabilirler. Bayramiç Belediyesi’nin “Kazdağı (İda) Güzellik Yarışması”nın daha canlı hale getirilmesi ve yörenin turizm etkinliklerinin arttırılması konusunda yaptığı girişimler, kayda değer çalışmalardır.
Türkmenler başta olmak üzere bir çok kişi tarafından ziyaret edilen Sarıkız Tepesinin yörede ayrı bir yeri ve önemi vardır. Türkmenlere göre Sarıkız kutludur. Onu ziyaret edenlere “nefes evladı” denir. Özellikle 18-25 Ağustos tarihleri arasında Sarıkız’ı ziyaret edenler, dua ederek günahlarından bağışlanırlar. Bir yerde bu tören kutsal hac anlamına gelir onlar için. Baba Tepesi’ndeki “Ebi zemzem” suyundan içilir; Sarıkız, Cılbak Baba ve 40 Evliyalar Hayırları yapılır, yatan-oturan namazları kılınır; ancak yine de tam bilinmez Sarıkız törenlerinde neler yapıldığı…
İda’nın güzellikleri anlatmakla bitmez, o’nu Ağustos’un yakar sıcağında yaşamak gerekir, ulu çam ağaçlarının serinliğinde…
(Kaynak1: Prof. Dr. Cevat Başaran)
(Kaynak2: www.evciler.com

Yorum (3) »



kazdağları, kazdağları resimleri, fotoğrafları, çanakkale, küçük kuyu, altın arama çalışmları, siyanür, siyanürle, nerede, küçükkuyu, tatil, otel, deniz kenarı, ege denizi, dağ, ida dağı, afrodit, güzellik, sarıkız, efsaneler, ilginç, fotoğrafları, kazdağları fotoğrafları, kazdağı, siyanürle altın arama şirketi, çanakkale temiz hava, gezilecek yerler, görülecek yerler, doğa, kaz dağları ulaşım, kazdağları resimleri, en güzel, nasıl ulaşırım, nasıl gidilir, seyahat, tatil, kazdağları ida dağı ilyada