» 2007 » Aralık » kazdağları, kaz dağları, altın arama, resimleri, fotoğrafları, çanakkale, bayramiç, seyahat, tur, ida mountain

Sayfa : Aralık, 2007

Üç güzeller masalı (hikayesi) ya da Dünyanın ilk güzellik yarışması

ÜÇ GÜZELLER MASALI ya da İLK GÜZELLİK YARIŞMASI

Peleus’la Thetis’in Olympos’ta kutlanan bir düğününe Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş… fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde “en güzele” yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera’ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris’i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus’un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde “en güzele” diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça…

Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris’in altın elmayı tutan eli kımıldamış… herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs’e doğru uzanmış. Paris üzerinde “en güzele” yazan altın elmayı Venüs’e vermiş…

Yorum (1) »

Paris (Aleksandros) Troya kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin en küçük oğlu

PARİS DEDİKLERİ

Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troya kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troya surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris’i dağa bırakmış , vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıdan güzelliği yardımseverliğiyle dikkati çekermiş, sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar, dağda önce Oinone adlı bir nympha ile sevişmiş. Evlenmişler, ama mutlulukları uzun sürmemiş.

Yorum Yapılmamış »

Oinone

OİNONE

Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon’un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troya savaşının sonlarında Philoktetes’in attığı bir okla yaralanınca Oinone’nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar.

(Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros’a göre nympha’lar Zeus’un kızlarıdır.)

Yorum Yapılmamış »

Bakan Güler’e ‘Kazdağları’ protestosu

Bakan Güler’e ‘Kazdağları’ protestosu

Kazdağları’ndaki altın arama çalışmalarına yönelik iddiaları yerinde incelemek üzere Çanakkale’ye giden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, protestolarla karşılaştı. Protestocular, Güler’den madencilik çalışmalarının durdurulmasını istedi. 

ÇANAKKALE - Kazdağları’ndaki maden arama çalışmalarına yönelik iddiaları incelemek üzere Çanakkale’ye giden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, maden arama sahalarını hem havadan hem de karadan uzman ekiplerle birlikte inceledi.

Bakan Güler’in daha sonraki durağı Çanakkale Sanayi ve Ticaret Odası’nın düzenlediği “Kazdağları’nda Madencilik, Turizm ve Çevre” konulu paneldi. Bakan Güler, panelin yapıldığı binaya girişi sırasında bir grup Manisalı köylü tarafından protesto edildi.

Kazdağları’ndaki maden arama çalışmalarının çevreye zarar verdiğini söyleyen köylüler, Bakan Güler’den çalışmaların durdurulmasını istedi.

Enerji Bakanı Güler, panelin yapıldığı salonda da protestolarla karşılaştı. Göstericiler, “Maden Arama Yasası”nın bir an önce değiştirilmesini talep etti.

Yasa ile ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı’yla görüşme halinde olduklarını belirten Güler, Kazdağlarındaki maden arama çalışmalarının çevreyi kirlettiğine ilişkin iddiaların abartılı olduğunu söyledi.

Bölgede 1969 yılından bu yana sondaj faaliyetlerinin yapıldığını ifade eden Güler, iddiaların bugüne rastlamasının ilgi çekici olduğunu belirtti.

Kazdağlarındaki maden arama çalışmaları Çanakkale’deki Cumhuriyet Meydanı’nda da protesto edildi.

Yaklaşık bin kişilik protestocu grup, Enerji Bakanı Güler’den uyarıları dikkate almasını talep etti.

NTV

Yorum Yapılmamış »

Küçükkuyu - Küçük Çetmi Köyü ve Afrodit Kaplıcası - Adatepe Köyü ve Zeus Altarı - Mıhlıçay - Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi

Kaz Dağları’nın eteklerinde

Küçükkuyu

“Ege’nin mavisi ile İda’nın yeşili arasında öyle bir yer vardır ki, orada keskin kekik kokuları içinde lezzetli zeytin çeşitleri ile yaptığım kahvaltının tadını hiçbir yerde bulamadım. İşte orası Gargara’dır.”

Yukarıdaki sözleri İliada Destanı’nda Homeros tanrılar tanrısı Zeus’un ağzından yazıyor.

Gargara antik kenti bugünkü Küçükkuyu’nun geçmişidir. Ancak yeterli arkeolojik araştırmalar yapılmadığından bu tarih şimoilik biraz sisler altında.

1998′de yapılan araştırmalarda Gargara antik yerleşiminin ilk yerinin Nusratlı Köyü kuzeyindeki Kocakaya Tepe’de olduğu, daha sonra Arıklı Köyü’nün doğusundaki Zindan Tepe’ye taşındığı belirlendi.

Kentin bilinebilen tarihi İ.Ö. 6. yy’a kadar uzanıyor.

Küçüklü büyüklü konaklama tesislerinin bulunduğu Küçükkuyu sahil kıyısına uzunlamasına yayılmış bir sahil beldesi. Kumsallı plajları, temiz denizi, bol balığı ile bir sahil yerleşimi ama İda Dağı’nın eteklerinden yukarılara doğru bir başka güzellik de sahille rekabet ediyor.

Kaz Dağı’nın (İda) eteklerinde

Küçükkuyu çevresinde doğal güzellikler içinde eski dokusunu koruyan köyler, buz gibi suları ile pınarlar, İda Dağı’nın yükseklerindeki kaynaklardan çıkan temiz suları ile denize koşan dereler, dereler üzerinde şelaleler, zeytin ağaçları, sonra çamlar, sonra muhteşem bir flora ve fauna…

Ve bir de mitolojik öyküler, daha yakın tarihin efsaneleri.

Yeşilyurt Köyü (Büyük Çetmi)

Küçükkuyu’nun batı yönünden ayrılıp kısacık bir yolculukla ulaşılan köy yöreye özgü Nusratlı taşı ile yapılmış evleri ile mimari bir bütünlük içinde. Çok güzel ve iyi durumda taş konakların bulunduğu köyde betonarme yapı yapılmıyor ve köyün dokusu köylülerin sahip çıkmasıyla korunuyor. Büyük kentlerden gelenler de eski evleri satın alıp restore ederek yerleşiyorlar.

Deniz’in iyotlu havası ile Kazdağları’nın bol oksijeninin birbirine karıştığı önü mavi arkası yeşille kuşatılmış köyün çevresinde yerel mimarı dokuyla uyumlu küçük moteller bulunuyor.

Deniz, orman, dağ ve kültürü birleştiren zenginlikte bir turizm türü doğuyor.

Küçük Çetmi Köyü ve Afrodit Kaplıcası

Şirin ve tarihi dokusu bozulmamış bir köy daha! Rivayete göre iki iki kardeşin biri Büyük Çetmi (Yeşilyurt) diğeri Küçük çetmi köyünü kurmuşlar. Oğuz Türkleri’nin Çepni boyundan oldukları İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından önce buraya yerleştirildikleri anlatılageliyor.

Temiz havası, zeytin ve çam ağaçları, taş evleri, tarihi camisi ile güzel bir köy.

Köyün hemen yakınındaki Afrodit (Aphrodite) Kaplıcaları antik çağdan beri bilinen bir termalkaynak. Çevre köylerde Helenik mitoloji ile Türkmen söylencelerinin birbirine karıştığı çok sayıdaki öyküden birisi de bu kaplıcalar için anlatılıyor. Tanrıça Afrodit’in burada yıkandıktan sonra güzellik tanrıçası olduğuna kadar uzanan öyküler…

42 Derece sıcaklıktaki suyunun bir çok hastalığa iyi geldiği laboratuvar araştırmaları ile de kanıtlanmış olan kaplıcaların konaklama ve banyo tesislerinin yetersizliği yöre turizminde hakettiği yeri almasını önlüyor.

Yörede gelişen turizm yakın gelecekte burası ve Kazdağları’ndaki başka termal kaynakların bir Wellness turizmi (sağlık-güzellik) merkezi olacağının sinyallerini veriyor.

Adatepe Köyü ve Zeus Altarı

Küçükkuyu’dan yörenin en popüler köyü sayılabilecek Adatepe’ye doğru çıkan kısa asfalt yol çamlar arasında yükseliyor. Köyün popülerliği doğal ve mimari güzelliği yanında bir gurup entellektüelin köyden ev alıp yerleşmeleri ile başladı. Köyün terkedilmiş eski okulu olan ve Taş Mektep diye anılan yapıyı elden geçirip yazları burada felsefe, sanat tarihi, mitoloji konularında derler verilen bir yaz okulu haline getirildi. Özel olarak bu dersler için kentlerden gelenlerin yanısıra çevreye tatil için gelen meraklıların da katıldığı derslerde Türkiye’nin tanınmış bilim, kültür, sanat insanları ders veriyorlardı.

Son yıllarda açılamayan bu yaz okulunun yeniden canlandırılması için çalışılıyor.

Köyün evleri taş ve birbirinin manzarasını kapatmayacak şekilde konumlanmış. Harap duruma gelen evlerin çoğu eski taş ustaları tarafından aslına uygun halde restore edildi. Bu çalışmalar evleri satın alan kentliler çoğaldıkça artarak sürüyor.

Eskiden Türk ve Rumların birlikte yaşadığı, bu nedenle ortak bir kültürü ve iki kültürün farklı renklerini yansıtan Adatepe Köyü koruma altında.

Köyde kahve ve yiyecek bir şeyler bulunuyor. Oldukça da çok ziyaretçisi oluyor.

Sahiller yerine daha güvenli yüksekliklere yerleşme kültürü Türkiye’nin bir çok yöresinde olduğu gibi burada da vardı. Bir dönem daha çok Rumlar sahile yakın yerlerde, Türkler ise biraz daha yükseklerde, dağ eteklerinde yerleşirlerdi. Zamanla her iki tarz yerleşim arasında geçişler de oldu.

Köyün restore edilmiş güzel evlerinden birisi Hacı Mehmet Ağa Konağı eski bir Türk evi. Zağnos Paşa’nın karısının yaptırdığı söylenen köy camisi ile aynı dönemde yapılmış.

Zeus Altarı

Köyün girişinde ayran, gözleme gibi yiyeceklerin satıldığı kır lokantasının yanından sağa dönen ve motorlu taşıtla girilemeyen yol Zeus Altarı’na çıkıyor. Onbeş dakika kadar çamlar arasında yürümek gerekiyor.

Zeus Altarı denilen yerin aslında kazılmakta olan Antandros kentiyle veya Gargara kentiyle bir ilgisi olabileceği düşünülüyor.

Aslında buranın tanrılara kurbanlar sunmak üzere yapılmış bir sunak olduğu söylenebilir. Taş duvarla örülmüş küçük bir oda kadar olan ve içinde su bulunan sarnıç halk arasında Zeus mağarası diye adlandırılıyordu.

Hameros7un İlyada Destanı’nda “Zeus’un tapınağı, kokulu sunağı” diye sözettiği ve İda’da olduğunu söylediği sunaktan kalmış bir parça da olabilir.

Zeus Altarı’nın yakınında Çanakkale Savaşı’nda yararlık göstermiş ve halkın yatır saydığı Erdem Dede’nin mezarı da bulunuyor.

Bu tepenin tarih dışında sunduğu muhteşem bir de manzara var. Kıyı yerleşimleri ile uzun bur sahili, mavilikleri çam ağaçları arasından gören panoramik bir manzara.

Mıhlıçay

Mıhlıçay İda Dağı’ndan doğup yüksek eğimi ile koşarcasına Ege Denizi’ne ulaşan akarsulardan birisi.

Hem piknik alanı hem de trekking parkuru olarak değerlendiriliyor. Yüzmek isteyen gençleri de çekiyor. Küçük şelalelerin oluşturduğu derin havuzlara kayaların üzerinden atlıyorlar. Hatırlatmak gerekir ki su oldukça soğuk.

Patika yol önce Başdeğirmen mıntıkasına getiriyor. Rumlardan kalma bir değirmen, restore edilmiş. Değirmen taşları ve su yolları görülebiliyor. Değirmen hakkında bekçisinden bilgi alabilirsiniz.

Değirmenin karşısında ise kemerli bir köprü var ve üzerinden geçiyorsunuz. Romalılardan kalma köprü, Troia’ya giden antik yolun Mıhlıçay üzerindeki tek geçiş noktasıymış. Şimdi trekkingcilere ve zeytincilere yol veriyor. Çevresi çam, çınar, zeytin, tesbih, defne, incir, ayva, armut ağaçları ve kekiklerle, böğürtlenle dolu dolu Mıhlıçay’a üretme çiftliklerinden alabalık ve sazan yavruları bırakılmış. Çiftlik balıkları doğal ortamda büyüyüp türlerinin ana özelliklerine dönmüş ve çiftlik balıklarında olmayacak kadar lezzetlenmişler.

Değirmenden yukarı yol yok. Dere içinden, kıyısından, bazen de kayalar üzerinden akış yönüne doğru ilerliyorsunuz. Kademe kademe yükselirken önünüze irili ufaklı şelaleler çıkıyor. Ve sonunda yüzülebilir çap ve derinlikte bir göletle karşılaşılıyor. Ama asıl güzellik gölün arkasında gizli. 15-20 metre ilerleyince dik kaya-duvarlarla çevrili bir odaya girilmiş gibi oluyor. Ve kulakları uğuldatarak göle dökülen şelale karşınızda duruyor.

Gölün derinliği neredeyse 30 metre. Tabanın koyulaşan rengi ürkütücü. Maceracı gençler 15-20 metre yükseklikteki kayadan gölün buz gibi sularına atlıyorlar.

Yazın sıcak günlerinde göle girip, şelale altında bir süre kalınabilir Suyun yazın da buz gibi olduğunu unutmayın.

Bölgeye seyahat acentaları trekking turları da düzenliyor.

Kazdağları’nda Trekking ve jeep safari

Kazdağları’nın bir bölümü Milli Park ve buraya girmek için izin gerekiyor. Kişisel istekler uygun görülmüyor. Hem dağın hem de insanın güvenliği açısından bu gerekli. Gerek büyük kentlerde gerekse yörede seyahat acentalarının düzenlediği turlara katılmak en iyi çözüm.

Jeep safari ormaniçi ham yollarda yapılıyor.

Trekking için ise sayısız denilebilecek kadar çok parkur var. Parkurların güçlük dereceleri de farklı.

Bazıları zirveye kadar çıkan çadır konaklamalı turlar, bazıları daha yumuşak günübirlik turlar. Traktör romörkleriyle belirli bir yakınlığa kadar çıkıp oradan zirveye yürünen turlar da yapılıyor.

Bu turlarda kesinlikle ateş yakılmıyor. Yemek soğuk kumanya ile hallediliyor.

Çok zengin fauna ve özellikle de floraya sahip bölgede eskiden bitki toplama turları yapılıyordu. Endemik (dünyada sadece Kazdağları’nda bulunan) 26 çeşit bitki belirlenmiş. Endemik olmayan ama Türkiye’de sadece kazdağı’nda bulunan 15 tür de belirlenmiş.

Bu bitkiler dünye mirasının bir parçası. Bu bitkilerin bilerek ya da bilmeyerek koparılması tehlikesinden dolayı bu turlara artık izin verilmiyor. Rehber eşliğinde ve izinle yapılan turlar serbest. Bitkilerin fotoğraf ve filmleri çekilebilir ve seyredilebilir.

Şifalı otlar bakımından da zengin olan Kazdağları’nda yerel kültürün bir parçası olarak bir çok ot sağlık amacıyla çeşitli biçimlerde kullanılıyor.

Burada uzmanların uyarısına kulak vermekte yarar var. Bitkiler çok eski çağlardan beri sağaltım amacıyla kullanılıyor. Günümüz modern ilaçlarının da çoğu bitkilerden yararlanarak yapılıyor ancak yörede yemek yapılan otlar dışında sağaltım için kullanılan otlar konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Çok bilinen ve kullanılan bazı ot çayları bile fazla içildiğinde sorun yaratabiliyor.

Mitolojik öykülerde Zeus’un kartal şekline girerek yakışıklı Ganymedes’i Olympos’a kaçırdığı ve güzel delikanlının tanrılar gibi Ambrossia yiyip Nektar içerek ölümsüz olduğu anlatılıyor ama son sözü tıp bilimine, eczacılığa bırakmakta yarar olduğu unutulmamalı.

Zeytin ve Zeytinyağı Müzesi

Zeytin Akdeniz’le özdeşleşmiş efsanevi bir ağaç. Bir çok inançta BüyükTufan’ın bittiği haberinin Nuh Peygambere bir martının kanadında gelen yeşermiş zeytin dalıyla bildirildiği anlatılır.

Sonra ağzında zeytindalıyla bir güvercine dönüşen ve dünyada barışın simgesinin de buradan kaynaklandığı düşünülebilir.

Zeytin ve zeytinyağı bir besin olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdı tarih boyunca, bugün de böyle. Zeytin yöre insanının hem ekonomik hem de kültürel yaşamında belirleyici bir etkiye sahip olageldi.

yy’da Latin yazar Lucius Junius Moderatus Columele zeytinle ilgili görüşleri çok iyi özetliyor: “Ole prima arborum omnium est / Zeytin tüm ağaçların ilkidir.”

2004 Atina olimpiyatlarında kazananların başına takılan zetindalından taç da Antik Çağ’dan gelen bir kültürdür.

Büyük kentten gelip Adatepe’yi keşfedenlerden birileri zeytine ve zeytinyağına merak salmış. Uzun ve zorlu araştırmalarla uğraşırken eski bir sabun fabrikası bulup satınalmışlar. Kuruluş tarihi bilinmeyen fabrikada çalışma sisteminde hiçbir değişiklik yapılmamış. Sadece hijyenik koşulların yaratılması için zorunlu olan şeyler yapılmış.
Ve üretim başlamış.

Müzede zeytinyağı teknolojisinin Romalılardan beri geçirdiği evreler eski preslerle anlatılıyor. Türkiye’deki zengin zeytincilik geleneğine ait pek çok obje de açıklamalı

olarak sergileniyor. Zeytin toplama aletler, zeytinyağı ticaretinde kullanılan amforalar, eski zeytinyağı kandilleri, zeytinyağı üretiminde kullanılan çeşitli aletler, eski zeytinyağı şişesi etiketleri zeytinyağının kültürel boyutunu hatırlatıyor.

Adatepe Zeytinyağı Müzesi’nde zeytinyağı üretimi de devam ediyor.

Elle toplanan zeytinler önce taş değirmenlerde ezilip hamur haline getiriliyor. Daha sonra elde edilen bu zeytin hamuru hindistancevizi liflerinden yapılmış torbaların arasına konularak hidrolik preste sıcak su verilmeden yavaşça sıkılıyor. Ve nefis doğal bir zeytinyağı elde ediliyor.

Müze’nin bahçesinde meraklılara geleneksel usulle zeytinyağı sabunu yapılması da gösteriliyor.

Yorum (1) »

Kazdağları’ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Kazdağları'ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Kazdağları’ndaki köylerin yıldızı parlıyor

Dağ ve deniz turizminin bir arada yaşandığı Kazdağları tatilcilerin yeni gözdesi.

Ege ve Akdeniz sahillerinde her yaz vahşi bir “deniz-güneş-kum” turizmi yaşanır. İnsanlar 40 derece güneşin altında kavrulmak için saatlerce mesai harcar. Bu vahşi deniz turizmini tamamlayan bir başka şey de “görünme” turizmidir. Yani tatil köylerindeki trendy beach club’larda son model mayo ve onu tamamlayan kıyafetlerle arz-ı endam etmek… Tatil denince nedense hemen hepimizin aklına bu tip bir görüntünün dışında başka bir şey gelmez. Oysa Türkiye çok farklı tatil anlayışları sunabilecek bir kapasiteye sahip. Bu tarz alternatif tatil olasılığı bulunan yerlerden biri de İstanbul’a çok yakın konumdaki Kazdağları. Oksijen oranı açısından dünyanın sayılı bölgelerinden biri olan Kazdağları, doğası, denize olan yakınlığı, köy yaşantısı ile buraya gezmeye gelenleri adeta büyülüyor. Sadece yaz aylarında değil ilkbahar ve sonbaharda da özellikle hafta sonlarında büyük metropollerden sıkılanların akınına uğruyor. Özellikle bir yüzünü körfezin eşsiz deniz manzarasına bir yüzünü de çam ağaçları ile bezeli dağlara çevirmiş köyler, yürüyüş ve treking parkurları, tarihi ve turistik yerleriyle Edremit körfezi başlı başına bir cazibe merkezi.

ALTERNATİF BİR KÖY
Kazdağları’na olan bu büyük ilgi ilk olarak Çanakkale’ye bağlı bulunan Yeşilyurt köyü ile başladı. Yaklaşık 10 yıl önce burada açılan ilk butik otel sayesinde köydeki diğer evler de yavaş yavaş turistik açıdan yeniden düzenlendi. Şimdi köyün meydanında restorandan kafeye, şarap evinden otele her türlü turistik işletmeye rastlamak mümkün. Çetmihan burada açılan otellerin ilklerinden. Manici Kasrı, Yeşilyurt Evleri gibi çam ağaçları arasında konumlanmış, eşsiz bir doğa ve yöreye özgü yemekler sunan sayısız butik otel ve kafe ile Yeşilyurt Köyü Edremit’e gelen tatilcilerin ilgi odağı. Yüzü deniz görmese de sahile uzaklığı sadece iki kilometre. Bu bölgeyi tam anlamıyla gezip görmek isteyenler için otomobil şart. Otomobil hem buradaki dağ köylerinin hem de denizin keyfini sürmeyi kolaylaştırıyor. Dağ köyleri ile deniz kıyısı arasındaki ulaşım ise 5-10 dakikayı geçmiyor. Yeşilyurt Köyü’nden sonra şimdilerde yıldızı parlamaya başlayan bir başka köy de Altınoluk Köyü. Bir yüzü Kaz dağlarına bir yüzü Edremit körfezine bakan eski adıyla Papazlık yeni adıyla Altınoluk köyü son yıllarda metropollerden bıkan ve alternatif yaşam arayışı içindeki insanların akınına uğruyor. Altınoluk köyü Altınoluk ilçesinin merkezine de sadece 2 kilometre mesafede. Eski köy yaşantısı bir yandan devam ederken bir yandan da size her türlü lüksü sunabilecek mekanlar bulunuyor. Burada şimdilerde eski Rum konaklarının yeniden restore edilerek turizme kazandırılması projesi hız kazanmış gibi görünüyor. Bunların ilki kısa bir süre önce butik otel olarak hizmete açılan Çeşmeli Konak. Birkaç yıldır ekoloji fuarları düzenleyen ve ekolojik tarıma büyük ilgi duyan içmimar Tufan Atalayman tarafından yeniden restore edilmiş. Konakta yediğiniz her şey doğal ya da ekolojik. Midillili bir tüccar tarafından 150 yıl önce yaptırılan konağın iç dekorasyonu da konsepte uygun olarak döşenmiş. Atalayman; “Burayı ticari amaçla açmadık. Amacımız, bu binayı korumak, buradan zevk almak ve insanların da zevk almasına çalışmak” diyor. Kazdağları’ndaki diğer otellerde olduğu gibi Altınoluk’taki butik otellerde de her şeyin doğal olmasına dikkat ediliyor. Zaten yörenin bitkileri ile yapılan yemekler, zeytin ve zeytinyağı sofradan hiç eksik olmuyor. Altınoluk Köyü’nün bir başka özelliği de içme suyunun Kazdağları’ndan gelen kaynak suyu olması. Çeşmeli Konak’a adını veren çeşme de bu kaynak suyun aktığı köydeki sayısız çeşmeden biri. Zaten köydeki diğer çeşmelerden kaynak suyu almaya gelen çevre sakinlerinin oluşturduğu uzun kuyruklar dikkati çekiyor.

RUM EVLERİ
Altınoluk Belediyesi de Çeşmeli Konak ile birlikte köyün turizme kazandırılması için kolları sıvamış. Köydeki Rum evleri ve konaklarının turizme kazandırılmasını istediklerini söyleyen Altınoluk Belediye Başkanı İsmail Aynur, “Köyü eski gelenekleriyle yaşatmak istiyoruz. Şirince gibi Rum evlerini turizme kazandıracağız” diyor. Yine en az 150 yıllık bir tarihe sahip Abdullah Efendi Konağı kültür merkezine dönüştürülmüş. Yanındaki bina da kısa süre sonra yine belediye tarafından butik otel olarak hizmete sokulacak. Köyün meydanı da trafiğe kapatılarak eski köy havasını koruması sağlanacak. Yan yana bulunan 15 civarındaki Rum evi bir alışveriş sokağı halinde düzenlenecek. Altınoluk köyündeki ikinci butik otel ise buraya 17 yıl önce yerleşen Dr. Levent Özdemir tarafından kısa bir süre önce açılmış. Molva Han Pansiyon 130 yıllık 6 odalı bir Rum konağı. Bu konağın mimarı Midillili olduğu için Midilli’deki hükümet konağı ile aynı özelliklere sahip. Konağın içindeki en yeni eşya ise 80 yıllık. Dr. Levent Özdemir, “Lüks bir otel konforu sunmasak da bol oksijenli ortam ve organik gıdalarla doğal ve sade bir yaşam sunuyoruz” diyor. Denize yakınlığı ile de dikkat çeken Altınoluk Köyü, korunan otantik havası, butik pansiyonları ve belediyenin düzenlemelerinden sonra gelecek aylarda kendisinden daha çok söz ettirecek gibi görünüyor.

Aynur Erdem

Yorum (1) »

Kazdağları’nda umut ışıkları

Kazdağları’nda umut ışıkları İnsanlık kültürünün en ünlü dağlarından İda Dağı’nın oralardan umut verici sesler geliyor. Bu seslerin Ankara’dan da duyulduğu anlaşılıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler bir hafta kadar önce bu sütunda yayımlanan yazımla ilgili olarak telefonla aradı. ‘Enerji Bakanı’ndan tuhaf sözler’ başlıklı o yazımda sayın Güler’in Meclis komisyonunda yaptığı konuşmada şiir ve romanı bir çeşit aşağılama terimi olarak kullanmasını eleştirmiş, metalurji mühendisi olan Bakan’ın ’sodyum siyanürün zehirli olmadığı’ iddiası üzerine Çanakkale Çevre Platformu sözcüsü Hicri Nalbant’ın ‘Var mısınız yarım çay kaşığı sodyum siyanür yemeye!’ diyerek meydan okuduğunu belirmiştim.
Bakan böyle bir iddiada bulunmadığını, sodyum siyanürün zehirli olduğunu elbette bildiğini, ancak Kazdağları’nda kullanımının söz konusu olmadığını söyledi.
Güler ayrıca iyi bir edebiyat okuru olduğunu, yazımda adı geçen kitapları okuduğunu (İnce Memed, Çalıkuşu, Goriot Baba), edebiyata ve şiire çok değer verdiğini de sözlerine ekledi.
Ben bunu çok umut verici buldum. Edebiyatı gerçekten seven bir kişi ‘bin pınarlı İda dağı’nın kıymetini elbette bilir, onun ölüm fermanının altına imza atmaz diye düşündüm.
O yazıda, Güler’in 27 Ekim’de Çanakkale’de yapılan toplantıda halkın tepkilerinin göz önüne alınacağını söylemişken, Meclis komisyonunda bunun tam tersi anlamlar çıkarılabilecek bir tutumda göründüğünü yazmıştım. Bakan, bunun doğru olmadığını, Çanakkale toplantısından bu yana fikirlerinin değişmediğini belirttikten sonra şu çok umut verici vaatte bulundu:
“Karşı çıkılıyorsa elbette yapılmaz!”
Evet, karşı çıkılıyor sayın Bakan. Hem de Türkiye’de şimdiye kadar görülmemiş bir boyutta karşı çıkılıyor.
Konu çevrecileri çoktan aştı. Yöredeki tüm belediyeler bu konuda ortak hareket ediyor. Tüm muhtarlar ortak itiraz metinlerine imza atıyor. Açıklayıcı toplantıların yapıldığı salonları köylüler dolduruyor.
Bölgenin Çanakkale ve Balıkesir’deki iki üniversitesi direniş için işbirliği yapıyor, bilimsel birikimlerini sunuyorlar. Kazdağları’nda altın çıkarılmasına itiraz yalnızca teknik ve ekolojik değil; aynı zamanda hukuki, ekonomik, kültürel, edebi, felsefi ve ahlaki.
İşin hoş tarafı, Kazdağları’nı koruma hareketinin partilerüstü bir nitelik kazanması. Altın çıkarma projesine yöredeki AKP’liler de yüksek sesle itiraz ediyorlar.
Bu sesler Ankara’dan duyulduğuna göre, sorunu kökten çözmek için Maden Yasası’nı değiştirmek ve Kazdağları sisteminin tamamını milli park haline getirmek gerekiyor.

Haluk Şahin

Yorum Yapılmamış »

Kazdağı Beldesinde Tatil

Kuzey Ege’nin yemyeşil beldesi Kazdağı’nı ve Küçükkuyu Sahilini dolaşacağız. Küçük otellerin sıralandığı dağlar, denizle ve doğayla içiçe oksijen dolu bir tatil vaadediyor.

Kuzey Ege’de Assos’un yakınındaki Kazdağı, son yılların gözde tatil beldelerinden. Yeşilyurt Köyü ve Küçükkuyu bu bölgenin turizm merkezleri.

Kazdağı’na İstanbul yönünden gelecekler, feribotla Bandırma’ya gelip, Balıkesir yolundan buraya ulaşabiliyor. Diğer bir alternatif ise Çanakkale üzerinden gelmek.

Sahile inen yollar biraz virajlı olduğu için dikkat etmek gerekiyor.

Kazdağı’nın mitolojik adı İda Dağı. Dünyanın ilk güzellik yarışmasının burada yapıldığı Kazdağı ile ilgili anlatılan efsaneler arasında.

Muhteşem doğası ile bu bölge yürüyüş yapmak ve yeşille içiçe olmak isteyenlere birçok imkan sunuyor.

Kazdağı’nın eteklerindeki Yeşilyurt Köyü taş evleriyle tam bir Ege kasabası havasında ve şimdi bu evlerin bazıları butik otel olarak hizmet veriyor.

Yeşilyurt ya da diğer adı ile Büyük Çetmi’nin merkezinde ve çevresinde birçok butik otel var. Bu oteller doğal ortamda tatil yapmak isteyenlere hizmet veriyor. Zaten başta tepedeki Öngen Otel olmak üzere çoğu tesis, yeni bir tatil anlayışının örnekleri. “Sürdürülebilir turizm” ya da kısa olarak soft turizm olarak nitelendirilen tarzla, geleneksel turizm anlayışının o bölgeye verdiği zararın en aza indirilmesi hedefleniyor. Yemekler, yöresel doğal ürünlerle yapılıyor, çevre korunuyor.

Fakat bu yerler doğallık içinde de olsa, son derece konforlu tesisler. Bu yüzden Yeşilyurt bölgesindeki bu otellerde kısa bile olsa tatil yapmanın maliyeti oldukça yüksek.

Yeşilliğin içine kurulmuş Çetmi Han, Kazdağı’nın en eskilerinden. Sahibi Fahir Bey aynı zamanda şair. Zaten bu bölge birçok sanatçı ve yazarın tatil için tercih ettiği bir yer.

Kazdağı çevrede sanayi olmaması ve esintinin çok olması sayesinde Türkiye’nin en temiz havalı yerlerinden biri konumunda. Bol oksijenden mi yoksa göz alabildiğine yeşilden mi bilinmez ama burada saatler biraz yavaş çalışıyor sanki.

Yeşilyurt’un en yeni otellerinden biri de Bam Teli Yol Konağı ve Şarapevi. 9 ay önce açılan otelin 3 odası var. Sadece yemek için gelenlere de hizmet veriyor. Dünyanın birçok yerinden gelen şaraplar burada bulunabiliyor. Fakat bölgede üzüm yetişmediği için, yerel şarap bulunmuyor. Zaten bununla ilgili uyarıyı kapıya bile asmışlar.

Yukardaki köyden gelip, Yeşilyurt’a yerleşen Teslime Hanım, oteli evi gibi benimsemiş. Yufkalı hellim peyniri yemeden gitmeyin diyor.

Yeşilyurt bölgesinin tepesindeki Öngen Country Otel, Erguvanlı Ev, Manici Kasrı da bölgenin diğer otellerinden bazıları.

Küçükkuyu sahilinde ise, hem deniz kenarında olup hem de her bütçeye uygun konaklama imkanları var. Buradaki oteller, pansiyonlar ve kamp alanlarında, her yaştan turiste rastlamak mümkün.

Küçükkuyu’daki upuzun plajlardan denize girilebiliyor. Su pırıl pırıl, ama sahil taşlı olduğu için iskeleyi tercih edenler çok.

Kazdağı civarında konaklayanlar, denize girmek için çoğunlukla Küçükkuyu sahilini tercih ediyor. Burada otellerin kendi plajları, daha çok bir beach club havasında hizmet veriyor.

Küçükkuyu sahili de bölgedeki diğer plajlar gibi taşlı. Fakat sahil mavi bayraklı.

Kısacası denizi, güneşi, doğası, şifalı otları ve tertemiz havası ile Kazdağı çevresi, sağlık dolu bir tatil vaadediyor. Biz de şimdi bu bölgeye tepeden bir kez daha bakmak üzere, yukarılara doğru çıkıyoruz. İsteyenler için çevrede Adatepe, Assos, Tahtakuşlar Çamlıbel Köyü, Altınoluk gibi yörelerde konaklamak ve gezmek mümkün.

ULAŞIM

BANDIRMA-KAZDAĞI 200 KM

* BALIKESİR YA DA ÇANAKKALE ÜZERİNDEN GİDİLİYOR

ÇANAKKALE-KAZDAĞI 90 KM

* EZİNE AYVACIK ÜZERİNDEN GİDİLİYOR

Yorum Yapılmamış »

Kaz Dağları’nin sarıkız efsanesi, sarıkız sırrı, sarıkız hikayesi

Kaz Dağları’nın Sarıkız sırrı!

Serten Akkaya / AA

Altın arama faaliyetlerinin büyük bir çevre katliamına dönüştüğü Kaz Dağları, olağanüstü doğasının yanında, bir de efsane barındırıyor. Bu dağlarda yaşadığına inanılan Sarıkız’ın 1862 metre yükseklikteki türbesi, turistlerin ilgisini çekiyor.
Edinilen bilgiye göre, türbeye gelen ziyaretçiler, buradaki deftere dileklerini yazıp, dualar ediyorlar.
Türbeye ayrıca mum dikip, eşarp bağlayan ziyaretçilerin, dilek defterine yazdıkları birbirinden ilginç dilekler dikkati çekiyor. Sarıkız Tepesi?nde kurban kesip adak adama geleneği de sürüyor.

SARIKIZ EFSANESİ

Yüzlerce yıl önce bölgede yaşayan baba ile kızın öyküsünü anlatan “Sarıkız Efsanesi”ne göre; Sarıkız, fakir babasıyla birlikte Edremit?in Güre köyünde yaşar.
Sarıkız ile evlenmek isteyen gençler, “yüz bulamayınca” onun hakkında dedikodular yayıp hakaret etmeye başlarlar.
Yöre halkı, bunun üzerine babadan kızını öldürmesini ya da köyden kovmasını ister. Çaresiz olarak kızını Kaz Dağları’nın bir tepesine bırakıp köye dönen baba, birkaç hafta geçince “Gidip bir bakayım, hiç olmazsa belki ölüsünü bulur, ona mezar yaparım” diyerek dağa çıkar. Ancak kızını bıraktığı vahşi ormanda kaz güderken bulur.
Burada abdest almak istediği suyun tuzlu olduğunu fark eden baba, çevrede deniz bulunmamasına rağmen “Suyu uzanıp denizden doldurduğunu” söyleyen kızının “ermiş” olduğuna inanır ve onunla birlikte dağlarda yaşamaya başlar.
Yıllar sonra ölen babasını, Kazdağları?nın en yüksek tepesi olan ve halen “Baba Dağı” olarak anılan tepeye gömen Sarıkız da bir süre sonra ölür. Baba Dağı’nın yakınındaki Sarıkız Tepesi’ne gömülen genç kız adına türbe yapılır.

( Kaynak : www.milliyet.com.tr )

Yorum Yapılmamış »

Sarıkız Efsanesi başka bir kaynak

Sarı Kız
En yüksek tepesi eski adıyla (Gargaros) resmi adıyla (Kartal Tepe) mahalli tabirle (Baba Tepe) dir.
İkinci derecede yüksek olan yer meşhur Sarı Kız tepesidir. Eski ismi (İda)dır.
Üçüncü derecede yüksek olan da Bakla Tepedir. Buna yassı bağ da denilir.
Pek çok olan Sarı Kız efsanesinin halk arasında en fazla söyleneni budur.
Güre’de sakin bir adamın tek bir kızı varmış evlenme çağına gelen bu kızı çok güzel olduğu için pek çok kimseler istemiş babası belki de yalnız kalacağından korkarak bütün taliplere menfi cevap vermiş bunlardan biri kıza bir iftirada bulunmuş müteassıp olan babası da kızını öldürmeye kalkmış fakat çok güzel olan kızını kıyamamış onu Kaz Dağının bu Sarı Kız tepesine çıkarmış yanına on iki tanede kaz vermiş ve ne yapalım ben bu kazları çok seviyorum satmaya ve kesmeye kıyamıyorum. Bunlarda köyde boyna zarar yapıyorlar. Herkes şikayete başladı. Bu kazları burada yaymaktan başka çare yok diyor ve ertesi günde bu güzel kızı dağda ben gidip odun alayım diye yalnız bırakarak köye iniyor. Kız babasının karanlık basıp da gelmediğini görünce korkup ağlıyor ve bir taraftan da dua ediyor. Cenab-ı hak onun duasını kabul ediyor ve onu her tehlikeden koruyor. Babası kızının artık ortadan kalktığını tahmin ederek ağlaya ağlaya hacca gidiyor. Kazlar çoğalıyor kız günden güne daha fazla güzelleşiyor. Dağda fırtınada kalanlara yardım ediyor. Herkes ona hürmet ve sevgi bağlıyor. Babası hacdan dönüp kızının sağ olduğunu duyunca dağa geliyor. Kızı ile konuşuyor. Kız köylülerin hediye ettiği aletlerde gergef işlemekteymiş. Babası biraz su istiyor. Kız yanındaki boş su kabağını eline alıp oturduğu yerden konulu uzatıp körfezden kabağı dolduruyor. Babası suyun tuzlu olduğunu görünce ben içmek su istedim diyor. Kız kabağı döküp sen yalnız köy suyuna alışıksın sana Güre Çayının suyundan doldurayım diyor. Yine elini uzatıp Güre Çayından kabağı doldurup babasına uzatıyor. Babası bu hali görünce kızım ben sana kötülük ettim sen mertebeni bulmuşsun artık diyor. Kız kendisine fenalık edenlere beddua ediyor ve oracıkta ölüyor. Babası kızın vasiyeti üzerine onu bu Sarı Kız tepesine gömüyor. Kendiside Kartal Tepeye çıkıp orada ölüyor. Kartal Tepeye Baba Tepe denilmesinin sebebi bu imiş.

Yorum (1) »